
Evvelki gece İzmir limanında, Konak ile İnciraltı arasında işleyen bir vapur, İnciraltı’na yaklaşırken, Reşadiye açıklarında durdu.
“Efendim, durur ya, bir arıza olmuştur” denilebilir. Fakat bizim vapurumuz, durmadı, oturdu. Oturdu dediysem, karaya oturdu. “Olabilir” diyecek misiniz yine bilmem. Hâlâ bu işi ehemmiyete almıyorsanız haber vereyim:
Vapur karaya değil, şapa oturdu. Nasıl mı? Basbayağı! Bu yollarda yüzlerce defa sefer etmiş olan kaptan beyimiz, vapuru bir kayıkçının küreğiyle işaret ederek gösterdiği gibi yirmi otuz santimlik kuma oturttu. Bana, şapa oturdu demezsiniz de ne dersiniz? Şimdi, haydi, “bu da olabilir” diyeceksiniz. Durun arkası var.
-Garrç!
Burun birden havaya kalkınca bir kadın çığlık atıyor:
-Aman boğuluyoruz!
Bir ihtiyar adam:
-Lâ havle, ne oluyoruz?
Bir çocuk:
-Anneciğim, babacığım da yanımızda yok!
Asıl mühim olan, bu sırada halka teselli vermesi gereken süvari efendi ortalarda yok.
Bir Karadenizli, motoru ile yanaşıp soruyor:
-Yolcular, sizi götüreyim, burada saatlarca beklemeyin.
Bir çımacı:
-Olmaz süvari beyin izni yok.
Bir kadın:
-Süvari dediğin utansın da çıksın ortaya.
Saatlerce süvari yolculardan kaçar, yolcular can telâşı çeker. Nihayet karadeniz uşağı yolcuları taşır. Yolcular tam motora atlarlarken bir haber:
-Kaptan bey izin verdi!
Yeni barem kanununda acaba sade liyakatli memurlar mı dikkate alınmıştır?
Şardağ, R. (1952, Ağustos 20). Günübirlik/Çabalama kaptan. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

