Yüz

Şimdi, şu “yüz” kelimesini görünce ilk defa aklınıza ne gelir bilmem ki… Eğer insanların yüzü gelirse, şaşarım doğrusu. Bu yüze bakılacak cesaret ve istek mi kaldı? Adam kalkar, altmışına basan yaşıyla on yaşında bir kız çocuğunu kirletir, işin tuhafı, taşıdığı yüz, insan yüzüdür. Bu kuruntu yüzünden karısını iri ekmek bıçağıyla doğrar; yüzü, bizim yüzümüzdür. Ekmeğe, rızka, mevkie kavuşturduğunuz biridir; bir gün gelir, sanki yaptığınız kötülükmüş gibi sizden intikam almaya çalışır. Bu sırtlan mahlûkun yüzünde de bir insan yüzü olduğunu elemle görürsünüz.

Efendim, benim “yüz” den maksadım, böylesi değil. Şimdi bir kısmınız da, şu, astarın öteki tarafı manasına gelen yüzü murat ediyorum sanacaksınız. Ama, o da değil. Zamanımızda nice astarlar var ki yüzünden pahalı ve kıymetli bir halde.

Bu “yüz” sözü, hani şu denizde yüzmek mastarından da gelmiyor. Şöyle, soyulmayacak tarafından bir plâj bul da, gir, yüz bakalım!

Durun; size işin aslını anlatayım. Dün, durmadan kiralamak için ev aradım. Hanımla, beceriksizliğim üzerinde bir ev sahibi olamayışım üzerinde zaman zaman tatlı tarafından dırıltı eksik olmuyor. “Yahu” diyorum, bu ev sahipliği arzusu da nereden peyda oldu sende? Baksana nasıl olsa dünya yüzünde kiracı değil miyiz? Altınla, gümüş yığsan, bir gün hepsini bırakıp, Ziya Paşa’nın dediği gibi sefere çıkmayacak mıyız?

Galiba o da, ben de kiracılığımıza alıştık ki, dün müşterek bir kararla ikimiz ayrı istikametten şehri taradık. Akşam geldiğimiz zaman ikimizin de dudağından esefle bir kelime çıktı: Yüz!

Evet, dört, üç, hatta iki odalı evler bulduk. Sorduk; bütün ev sahipleri, ittifak etmiş gibi “yüz” diyor, başka bir şey demiyorlar.

-Efendim, hastahanenin karşısında, sabahtan akşama kadar hastaheneye bakan şu katın kirası kaç?
-Yüz!
-Maşallah!
-Peki kızım, dört yanı duvarı gören, hamamsız, banyosuz eve ne istiyorsun?
-Yüz efendim!
-Oh! Çok yaşa inşallah!
-Peki küçük küçük, kutu gibi, üç gözlük katcığa ne istiyorsun?
-Yüz!
-İlâhi, yüz defa şad ol emi?

Hülâsa efendim, anlaşılan herkes derilerimizi yüzmeğe çıkmış, kiralık ev bulabilirsen aşk olsun!

Şimdi, bir şey kaldı. Yorganımızı yatağımızı salla sırt edip dolaşmak! Fakat bu sefer haneberdûşlar için bir açıklar livası vergisi çıkar diye korkuyorum!


Şardağ, R. (1952, Eylül 28). Günübirlik/Yüz. Yeni Asır, s. 3.


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın