
Bir toplantının, daha evvelki hususî sohbeti içindeyiz. Dört, beş arkadaş arasında rast gele birine saati soruyorum:
-Benim ki bozuk canım.
-Seninki? Bir baksana?
-Evde unutmuşum; ama zaten güvenilmez de, bozuk.
-Ya seninki?
-Ayarı bozuk!
O gün, günlerden Cumartesi de değil mi sana! Haydi, pazarın şakacı fıkrasını çıkarayım bari dedim. Nasıl söyleyeyim, zamanımızda bozulmayan bir şey kalmadı ki… Birlikte çarşıya çıkalım. Alış veriş için bir esnafa yanaşırsın; terazisi bozuk. Yenecek şeyler var; mide bozuk. Haydi mide sağlam; cüzdan bozuk. İyilik edersin, unutulur; hafıza bozuk. Diyelim hafızası yerinde; cibiliyeti bozuk. Haydi cibiliyeti de var olsun; dünya bozuk. Sokağa çıkıyorsun; terbiye bozuk. Okula gidiyorsun; pedagoji (ayni şey değildir) bozuk. Dans var; niyet bozuk. Gaz var; terkip bozuk. Saz var; düzen bozuk. Ne sahtekârlar var ki sırıtır; cilası bozuk. Daire bilirim; helâsı bozuk. Yüz bilirim; hayâsı bozuk. Hayır kurumları var; sefalet bozuk. Kâtip var; kitabet bozuk. Rapor var; raportör bozuk. Siz istediğiniz kadar sol tarafımdan kalktığımı iddia edin. Şu üç tane saatin bozukluğu beni bu feci hayal yolculuğuna çıkarmış bulunuyor. Ne yana baksam bozuk. Ben size bu satırları bir Kültürpark kahvesinden yazıyorum. İşte dumanı üstünde bir müşahede: Kültürpark var; mevsimi geçtiği için fuar bozuk. Sözde ölçü, gözde iz’an, dizde derman bozuk. Komşunun bir horozu var; çapkının idaresi bozuk. Bir sevgilim var; benimle arası bozuk. Nice mâşuklar bilirim; zemparesi bozuk. Bizim itfaiye başı İbrahim, hâlâ sorsun bakalım“neyin nesi bozuk?” Efendim. Maksadımız şaka ve lâtife ya; devam edelim: Ne idareler bilirim; dümeni bozuk. Vallahi sağlam sanırsın; tümeni bozuk!
Şardağ, R. (1952, Eylül 30). Günübirlik/Bozuk. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

