
Şimdi siz belki de, sineklerin kanatlarında mikrop olup olmadığını tetkik için veya Amerika’da insanlar caddenin sağından mı, solundan mı giderler; bunu görmek maksadiyle bir takım heyetleri, devlet babadan aldıkları ödeneklerle Amerika yolunu tuttuklarını sanacaksınız.
Hülasa III. Selim’den beri, öğrenile öğrenile, cıcığı çıkması lâzım gelen garptan ve onbeş senedir her tarafını aşındırıp posasını çıkardığımız yeni dünyadan bir şeyler öğrenmek isteyen alim ve fazıllarımızı gözönüne getireceksiniz. Halbuki mesele öyle değil. Bu sefer bunun tam aksi olmaktadır.
Bir Türk Mühendisi, Ziya Altay 48 saat içinde inşa ettiği evin sırrını satmak ve Amerikalılara bu işin tekniğini öğretmek üzere gidiyor.
Yazık ki, kendi itirafından da anlıyoruz, ona memleketimizdeki bütün alâka kapıları kapanmış, sırtlar çevrilmiş, belki de, şimdi iyice hayal edebiliyorum; kaygısız gözlerde, istihzanın keskin oklarıyla uçları sivrilmiş olan gülüşmeler belirmiştir.
Fakat artık iş işten geçmiştir. Çünkü bu elmas değerindeki kardeşimiz, bir Amerikan inşaat şirketi ile anlaşmış bulunuyor.
Bizde, kendimizi küçük görmek, kendimizden bir şey ümit edememek hali ne zamana kadar süregidecek bilmem ki!
30 Ağustos’un ferdası günü, bir gündelik gazetede havacılık tarihine ait kaleme alınmış olan bir yazıyı esefle okumuştum. İlk uçma tecrübesini garba bağlayan Türk yazarının, gördüm ki Hezarfen Ahmet Efendi’den haberi yoktu. O Ahmet Efendi ki gövdesine kanat ve uskur takarak ilk uçuş tecrübesini yapmış, garpta bu işi ancak ecinnilerin yapabileceği vehmi hakimken, Galata Kulesi’nden uçmuş. Doğancılar parkında yere inmişti. Gördüğü mükâfatı bilmem tasavvur edebilecek misiniz? Padişah tarafından boğdurulmak.
Bakın size bundan üç sene evvel cereyan etmiş olan bir hadiseyi anlatayım. Ekstrapat’ı icad etmiş olan bir veteriner paşamız, (ayni zamanda profesördür) sıtmayı öncesinden önleyen ve vücudu koruyan bir ilacın ihtiraı için alâkalı bakanlığa baş vurur. Yolladığı nümuneler Ankara’da bir hastaneye gönderilir. Bir tesadüf, olaydan birkaç ay sonra bu hastane başhekiminin odasındayım. Şahit olduğum konuşma şudur:
Bir doktor Başhekime soruyor:
-Efendim, Bakanlıktan soruyorlar. Paşanın gönderdiği numuneleri tatbik ettiniz mi, ne oldu?
Diye.
-Peki, ne yaptınız, tatbik ettiniz mi?
-Aman efendim, nesini tatbik edeceğiz?
-Yazın öyleyse; tatbikinden müsbet ve kesin bir netice alınamamıştır, diye.
Birçok inkilâp yaptık ama, kendimize inanmanın inkılâbını henüz başarmış değiliz. Eserini ve beyninin ışığını yadellere götürmeye mahkûm olan Mühendis Ziya Altay son bir ihtar olsa bari!
***
NOT: Sayın Bay K. I. – Güzelyalı.
Beni Türk musikisinden anlayıp Batı müziğinden anlamaz diye vasfedenlere kulak asmayın. Yüzüme söylenmemiş sözlerin tashihini nereden bileyim de yapayım, değil mi? Batı müziğini bir buçuk sene tahsil etmiş, çok dinlemiş ve okumuş bir adamım. Bu alanda da o zatlardan pek çoğunun, bilinmez, belki de ağababalarını okuturuz Elhamdülillâh! Nazik yakınlığınıza derin teşekkürler.
Şardağ, R. (1952, Ekim 18). Günübirlik/Amerikaya gidiyor. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

