Buyurun!

Gazetelerde okudunuz mu? Amerika’nın bilmem, neresinde yaşıyan ikiz kardeşlerden biri ne hissederse öteki de onu hissediyormuş. Biri gülerse, obiri de gülmek ihtiyacını zor tutuyor, biri ağlarsa, ötekisi feryadı basıyormuş. Nihayet evlenecek çağa gelmişler.

Evet, bunda ne var?” diyeceksiniz değil mi? Doğru. Bunda bir şey yok. Hele bedbin Arap şairine uyarsak:

Ölüm iki kapılı bir eve girmek ve bir daha çıkmamakmış; evlenmek ise birinci ölüm kapısından içeri dalmakmış” deyip geçmek lazım.

Fakat iş öyle değil. İkiz kardeşlerden biri, münasip bir kız bulamadığı için kardeşine katılamamış, ama katılmak için de, başlamış matluba muvafık bir eş aramaya.

Bu ne garip dünyadır değil mi? Bir yerde bakarsanız, kardeş, kardeşin gözünü oyar. Bir yerde, kardeşi ölüme gitse, beraber gider. Bilmem hayalinizi benimle beraber biraz yormaz mısınız? Çocuğunun ardından kendini öldüren ana da dünyamızda; yavrusunu kedi yavrusu gibi, kaldırım taşına bırakan, ana adlı dana da dünyamızdadır.

Tuhaf dünyadır efendim; lüzumundan fazla duyan da burdadır; duygusuz da. Zalim de yanımızdadır; mazlum da. Bir tezatlar pazarıdır ki seyranına doyum olmaz. Vicdanını başında taşıyanla, midesinde gezdirenler yanyanadır. Haklı ile haksız, sekiz gözlü ile gözsüz, mal mülk sahibi ile mülksüz; kürklü ile donsuz yanyanadır. Olmuşla kabak, akıllı ile ahmak, demokrasi ile dayak birliktedir. Deli saçması ile sade; köleyle âzade; müstağni ile çanakzede; zemzemle bade; adamla hıyarzade kucak kucağadır. Shakespeare ile Dostoevsky’nin, Racine’in ve Balzac’ın ne yaman görüp gösterdikleri şu tezadlar kumkuması dünyada, biraz daha düşünün! Ne örnekler göreceksiniz. Mesela izzetinefis sahibi açla, duygusuz tok tavır bakımından birbirinin aynıdır. Kulağı hassaslar için sükût, sağırlar için gonk, dinleri para olanlar için altın, rindler için “affedersiniz” B…K aynı şeylerdir.

Buyurun, dostlar buyurun! Vallahi ibretle seyredilecek bir pazardır bu! Sağınızda atak, solunuzda korkak; yanınızdakinde çul, karşınızdakinde frak; şurada ağzı gemli bir munis hayvan; ötede bir kıravatlı ki, dört ayaklıdan daha alçak… Buyurun seyrane buyurun!


Şardağ, R. (1952, Ekim 21). Günübirlik/Buyurun. Yeni Asır, s. 3.


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın