
Evvelki gün tıp bayramınız varmış. Hepiniz bir araya gelmişsiniz. Eğlendiniz, güldünüz; tasası bana düştü. Yahu dedim, bunların İzmir’de bulunan kırk ellisi değil ya, hani dünyada bulunan bütün arkadaşları birleşseler yine benim derdime çare bulamazlar. Benim derdim deyince, bunu fizik ağrılarım veya beden rahatsızlıklarım manasına almayın. Zira bugün hayatta yaşıyorsam eğer, her nefes alışımda doktor arkadaşlarımın aziz hakkını tanıyor, inkâr etmiyorum. Ama efendim, ben ciğerlerimin birini terk edip, böyle kaburgasız maburgasız da olsa hayata yeniden çıktım diye derdim halledilmedi ki… Bu dert öylesi bir şey ki etle, deri ile, vücutla alâkalı değil. Bir çok mesele ve endişeler, kuruntular, zaaflar bunlar. Severim bu sebeple o segâh şarkıyı:
“Olmaz ilâç sine-i sat pareme
Çare bulunmaz bilirim yareme
Girse tabiban-ı cihan âreye
Çare bulunmaz bilirim yareme”
Efendim, benim derdim bambaşka. Mesela ben kendi kendime kuruyorum: Öldükten sonra bir çok insanların ardından “Sen öldün, fakat kalbimizde yaşıyorsun” diye hep aynı tekerlemeyi tutturuyoruz. Halbuki bu cümlenin her yanı bozuk. Adam bir defa esasen ölü idi. Yeniden ölmesine lüzum yoktu ki “Sen öldün” yerine, “şu göğsümüzün sol boşluğuna asılan yumruk büyüklüğündeki et parçasında yaşıyorsun” demiyor, hep aynı tekerleği döndürüyoruz?
İşte gördüğünüz mü benim derdimi? Ben diyorum ki asırlardan beri bu memlekette hamiyetten ve halk sevgisinden bahsedenlerin pek çoğu, değil gerçek hamiyetin, vallahi Hamiyet Yüceses’in bile yanından geçmemiştir. Bu güzel söz niçin ağızlara nasip olur? Bu ne kaderdir? Söyleyin ey insanlık doktorları, bunun bir çaresi, islâh yolu var mı? Mesela ben diyorum ki Hitler dünyayı zapdetmek hırsı yüzünden hak ettiğini bulduktan sonra, hâlâ bazıları çıkıp ta onun yolunu takip etmenin faydalı olacağını sanmakta nasıl budalalık gösterebilirler? Ey Tabipler, bunlara vereceğiniz bir tertip yok mudur? Dünya ki güneşin yanında bir noktadır. Ya dünyanın içinde ne idüğü belli olan insan neden hâlâ burnu havada, göğsü ileride gezer? Bu ahmak kibirliler için bir müstahzar hapınız da mı yok? Adam sevdiğini her gün yanında görür hazineye sahip olduğunu sanır; ayrılıkta ise, hiçbir tat bulunmadığı kanaatindedir. Bedenin mahpusundan kurtulamayan bu çeşit zavallılar için bir tedbiriniz, bir tavsiyeniz yak mudur? Vefayı, zamanımızda, değil Beykoz’da, Vefa’da dahi bulamıyoruz? Bir dostluk ve vefa aşısı veya alfabeye ilâve edilecek yeni harflerle hazırlanan bir mertlik ve adamlık vitamini neden keşfedilmez? Nafile ey “Tabiban-ı Cihan” nafile! Hepiniş bir araya gelseniz, daha bin tıp bayramı idrak etsek, şu benim derdime bir çare görülmüyor.
Şardağ, R. (1952, Mart 17). Günübirlik/Ey tabiban-ı cihan. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

