Kol

Dün gazinoda oturmuş, kulağımda çocuk sesleri çınlarken, gözlerimle, sahilden süzülerek giden süt beyaz bir vapuru seyrediyordum. Birkaç gün süren sıkıntılı yağmurlar dinip, gök olanca mavisiyle berraklaştığı için olacak, bayramın ruhumda yarattığı dolulukla kendimi geçip giden vapur gibi süt beyaz gördüm; hani nasıl pembenin, bir de toz pembesi olur, beyazın da öylesi beyaz! Basık tavanlı gazino, geceden kalan bütün alkolik tebehhürata, geniz yakan havasına rağmen gözüme bir refah, bir güzel ve hülâsa bir beyaz görünmeye başladı. Derken, nasıl oldu bilmiyorum, solumda oturan masaya iki genç kız geldi. Böyle güpegündüz burada işleri ne idi? Kim bilir; bununla meşgul olmak vazifem değildi. Biraz vakit geçirince onları içimdeki görünüşe uyan bir tatlılık içinde seyretmek arzusu ile kıvranmaya başladım. Heyhat, her ikisinde de güzellikten eser yok. Yalnız birisinin siyah jilesi ve dar etekliği altında, ince bir beden zerafeti olduğu besbelli. Durun, işte şimdi bana hak vereceksiniz. Genç kız, mevsimi korkutan ılık bir gerinişle derhal soyundu. Yani efendim, soyundu demişsem, sadece jilesini çıkardı. Kolsuz siyah bluzu altından bembeyaz ve tenasübü sağlam bir kol çıkmaz mı? Eh, bu, buruşuk pardesü kolu değil, hiç görmediğim bir şeydi. Omuz başından aşağı, kabuğundan soyulup sapında asılı kalan bir muz inceliği ile sarkmada. İçim zaten beyazdı. Dışım da şimdi bembeyaz oldu mu size! Artık bu beyaz kol, gözümde olduğu kadar, gönlümde de kol salıp gidiyor. Şu esnada kolkola gezsek güzeldir; bir kol böreği yesek güzeldir. Şöyle rahat bir koltuğa yerleşmek hoştur. Arkadaşlarla iki kol kâğıt çevirsek zevklidir. Kol, koltuk… Bu iki şeyin ele nisbetle mümtaz taraflarını da bir anda hatırıma getiriyorum. Yetmişlik bir nineye “ver elini öpeyim” dersiniz ama, “ver kolunu koltuğunu öpeyim” demezsiniz ya… Orhan Veli’nin “sereserpe” şiiri aklıma geldi. Kızı yatmış, koltuğu meydanda görünce dayanamamış:

Dayanılmaz ki…
Böyle de yatılmaz ki..”

Mamafih Arnavut’un hikâyesi de meşhurdur. Yıllardır terli kokusuna alıştığı karısını, kollarına kolonya sürmüş bulunca, rahatsız olur:

Kollarına misik sürmüş üpedim kokidan”

Diyerek yataktan fırlar. Evet okuyucularım, bayram tatili girince bizim hafif ve şakadan olan hafta başı yazımız, gününü şaşırdı, gevezeliği bugüne rastlattık. Üstüne, akşam kızarıklığı vurmuş süt beyaz bir kol, beni böyle pupa yelken uçurunca, kol faslında, birkaç kola yayılarak gevezeliğe daldık gitti işte.


Şardağ, R. (1952, Kasım 3). Günübirlik/Kol. Yeni Asır, s. 3.


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın