-Yahu, sen geçen hafta Afyon’da bir baloda mı idin?
-Ne münasebet?
-Biliyorsun, geçen hafta hususi işlerim için Afyon’a gitmiştim. Bir yardım derneği menfaatine verilen baloyu da kaçırmadım.
-Bilirim, böyle şeyleri kaçırmazsın!
-Azizim oraya bir aralık biri girdi ve çıktı. “Şardağ” diye arkandan bağırarak koştum, fakat yetişemedim.
-A canım, bilmez misin ki ben balolarda pek gözükmem. Sonra Afyon’a da gitmedim. Orta Anadolu’ya doğru yayılan bu ilimizi ise ancak trenimizin meşhur garında durduğu müddetçe seyrettim, o kadar.
-Peki ama bu ne kadar benzeyiş. Dur bakayım, vallahi bir bıyıkları benzemiyordu galiba. Yoksa tıpkısı sen!
Benimle iddia eden dostuma, başkasına benzemiyen tarafımın sade bıyıklarım mı olduğunu sorarak benzememek mevzuuna daldık. Gerçekten hep iki el ve iki ayaklı mahlûklar olmamıza rağmen birbirimize uymayan taraflarımız ne kadar da çoktur. Mesela sıçandan daha korkaklar biliriz ki soyadları Arslan değilse eğer Kaplan’dır. Yani adamların huyu adına benzemez. Bazen da bunun aksi olur ya. Bakarsınız Sertoğlu diye bir soyadı almıştır. Fakat yapılışı mülâyime benzer. Yani benzemek ve benzememekten ibaret müselsel bir maceradır bu âlem. Uzağa gitmeğe hacet var mı? Bir aşağılık dünya bilirim, kitapta okuduğumuz cihana benzemez. Işık çoktur; güneşe benzemez. âşık var; Ferhad’a benzemez. Limon vardır suluya, zamane dilber vardır yavukluya, Bıyıkoğlu adında insan bir doktor bilirim ben de dahil, nice bıyıklıya benzemez.
Bir aralık, Pazar fıkramızın tadını tam çıkarabilmek için bir de benzerleri derleyip toplamaya çalışıyoruz. Önümüzden uzun boylu hanımlar geçiyor Zürefaya, şişmanlar görüyoruz Dubaya, ne ileri döküntüler bilirim bihayaya benzer. Öyle bestenigâr besteler dinledim ki saba’ya, düşmanlar vardır görünüşte yâre benzer.
Şevk vardır; tada benzemez. Cenk vardır; namuslu cihada benzemez. Yapmacık ne hatırlamalar var ki o eski yâde benzemez. Mevsimler gelir mütada, zaman şaşırtan âletler görürüz saate, kafasında öyle hırdavat taşıyanlar var ki malûmata, ne donsuzlar krallığı biliriz ki saltanata benzemez.
Şiir var baş ağrısına; kitap var kese kâğıdına; otel odaları var tavan arasına, öyle sucuk etleri var ki katır azmanına benzer.
Benzer benzemez; Benzemez benzer… Bunun sonu geleceği yok ki efendim.
Ne zevahir Müslümanları var ki bâtınları dine; ne öttürenler var Zurnacı Emin’e; soğuk neva ne yazılar okurum ki Şardağ‘ın kalemine, öyle beş para etmez petekler var ki sevgili dostum doktor Hüsamettin’e benzemez.
Bilmem bana bunalma gelir gibi oldu. Bir türlü kendimi bu benzeyip benzemeyenlerden alamıyorum. Kendini akıllı sanan ne başlar var keleğe; ne terbiye sistemleri var hâlâ köteğe; ne unlar yutarız kepeğe; genç kızlar var ki fazla pişmiş bifteğe; öyle dullar da var çiçeğe; zorla adam yerine koymaya çalıştıklarımız var inadına eşeğe; öyle ezilmiş kıymetler bilirim meleğe benzer.
Himaye görenler görürüz, pasa; unutulanlar görürüz elmasa; ne atlaslar biliriz paspasa; ne fukara hırkası biliriz ki atlasa benzer.
Kalem adamlarını bir derttir söyletir çıbana benzer. Ne meteliksiz tırıllar bilirim Süleyman’a benzer, lâtifesiz kalem yavana benzer. Benim sütunum olmasa bilginimiz inan, Yeni Asır vallahi noksana benzer.
Şardağ, R. (1952, Kasım 18). Günübirlik/Hem benzer, hem benzemez. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

