Geçenlerde gazetelerden okumuştum. Frenk ilinin bilmem neresinden memleketimize katırlar gelmiş. Gelir a efendim, bizden de o taraflara domuzlar gitmişti. Hatta birkaç ay önce de, şöyle bin beş yüz kadar uzun kulaklı mahlûklardan ihraç etmiştik. Hep güzel şeyler gelip gidecek değil ya; dünya bu, biraz da böylesi gelir gider. Şu yer yuvarlağına bir baksanıza! Ama derinden; kirpiklerinizin ucundan değil, göz bebeklerinizin ötelerinden doğru bakın! Dünyanın sathını kaplıyan insan, hayvan ve bitki âlemi bir gidip geliş, daimg bir gelip gidişten başka bir şey değildir. mesela cihana ömrünün sonuna kadar bomboş yaşamak üzere koşan nice hiçler gelir de, ne dolu insanlar gider. Geçenlerde kaybettiğimiz doktor İlhami bey de bunlardan biri değil mi? Tam akıllar başa gelir, fikirler gider; lokum gelir, diş gider; Ayşe gelir, Memiş gider. Dünyaya zincirini koparan gelir, akümülâtörünü dolduran gider. Felâket hızlı gelir, yavaş gider; kuyruk gelir, baş gider; Ay gelir, maaş gider. Öyle bir dert ehliyiz ki aramıza mesrur giren giryan gider. Ampul gelir, cereyan gider. Koltuk gelir, şan gider. Öyle güzeller gelir ki can gider. Kahve gelir, fincan gider. Dünyaya süt beyaz gelir, vicdanı kara gider. Kapalı bir deha olarak gelir, açılmadan mezara gider. Ayaklarım ovaya gelir, gönlüm hisara gider. Yadıma anlatamıyacağım ne rezaletler gelir, içimden yara gider.
Şardağ, R. (1952, Aralık 3). Günübirlik/Gelir gider. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

