İstanbul’un bilmem neresinde, dün bir gazete gördüm. Şaban adında bir vatandaşımız rüyasında gördüğü bir defineyi bulmak üzere hükümetten kazı müsaadesi almış. Onbeş gündür, hiçbir netice alamadığı halde, korkutucu bir sebat ve soğuk bir inatla adamcağız bu hayal hafriyatına kaz ha, kaz, devam ediyormuş. İlk bakışta pek çokları gibi ben de biraz gülümsemedim değil bu habere. Hatta gülümseyişimin aldığı tavır da biraz çirkindi, ne yalan söyleyeyim. Hani başkasında gülünecek bir hal bulunca, kendi gülünç taraflarımızı unutup avurt ve kasıklarımızın ihata edebildiği kadar gülen bir zavallımız vardır. İşte ben de şu rüyasına, daha doğrusu, rüyasına rengini ve bütün helmesini dökmüş olan hülyasına kurban Şaban’a bir yol güldüm. Ama durun, bir kibrit alevi kadar kısa ömürlü olan nice ümitlere dayanarak hayal içre kurduğumuz şatoları unutuyor muyuz? İnsan olarak hepimiz başıbozuk bir hayalperestler kafilesi değil miyiz? Nice genç kızlarımız, mangal külleri içine, zahmetle işlenmiş çiçekleri arasına kurdukları çeşit çeşit gelin olma saltanatlarını gömmemişler midir? Belki de yırtık bir mintan üstüne geçirilen ilk simokinin ılıklığı altında, sıraya yeni girmiş bir memurun, millet vekilliği, hatta bakanlık hayalleri içinde, gıdasız ve vitaminsiz ellerini sevinçle oğuştururken birden bire realitenin ortasına cubbadak düştüğü görülmemiş midir? Nice analar, ilk okulun ilk sınıfındaki oğullarını paşa sırmalarıyla süslemişler, Operatör, doktor, mühendis diplomasına sahip kılmışlar, en azametli binaları onlara yaptırmışlardır.
İnsanoğlu bu!
Kendisine bir kâinat kadar uzak olan hayallerin sıcağını hisseder de bir kulaçlık mesafede bulunan hakikatlere karşı kör kalmada ayak direr.
Hakikat, hakikat! Emil Zola’dan bu tarafa, hakikati görmek ve göstermek isteyenlerin firijderden yeni çıkmışçasına soğuk iddialarına pek aldırmıyorum artık. İnsanlığın halini, beşerin iç yüzünün iki bin yıl gerilerde kalmış bulunan Öripides bile çizdi. Birçok roman ve tiyatro dehası, bize bir marifetmiş gibi hakikati gösterdiler. Hani ya! Kimin kılı kıpırdamış, gördüklerinden dolayı, kimin gözünden akan yaş gönlüne inmiş, insan hodbinliği, bunca asırlık teknik medeniyet hamlelerine rağmen kaç santim yontulabilmiştir.
Şol gariplere hülyayı, rüyayı çok görmeyelim bari. Bu hakikatin berbat girdabında, hayâlin tahlisiye simidine sarılmaktan başka çare yok. Hayâlin sonunda belirecek sukutu önlemek üzere nasıl olsa adam evlâdı yeni bir hayal perisinin kanatlarına yaslanabilir ve bekler. Ama sonunda meyveyi yiyecek, ama yiyemeyecek. Valery’nin dediği gibi:
“Kısmet olmasa da meyveyi yimek
sulamak ümidin bu ağacını”
Bu deli dolu Şaban’ı vallahi öpesim geldi. Devam Şaban, devam! Sonunda bir şey bulamasan da, bir şey bulabileceğin zannı kaç zaman seni oyalarsa bir o kadar mesutsun demektir.
Şardağ, R. (1952, Aralık 6). Günübirlik/Devam Şaban, devam. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

