Delinin yaptığı heykel

Akıl hastanesi mensuplarından birinin yaptığı “Düşünen insan” heykelini her halde gördünüz. Heykel düşünceli, onu yapan adamı da gördüm; o da düşünceli. İnsanız, müsaade ederseniz ben de biraz, bugün düşünmek üzerine düşüneyim bari. Baksanıza, o heykelde Rodin’in “Düşünen adamına” benzer bir hal buluyorlar. Pek haksız değil bu! Çene altına dayanan o yumruk el ve o sıkılmış parmaklarla, yukarıya doğru hafifçe kalkık sağ kaşın küçük kompozisyonu içine, günümüzde biraz da kederle işleyen beynimizin bütün sıkıntısı dolmuş. Yalnız, deli, aklını son noktasına kadar bir anda kullanıp şirazeyi kaçıran ve geriye düşünme serpintisi namına bir şey bırakmayan bir kimse olduğu için, onu, kendi aklını bırakıp Rodin’i taklit etmekle itham etmek pek haklı bir şey olmasa gerek. Fakat benim şu akıl hastasının heykeli yanında tek dikkatimi çeken şey “Akıl hastası” tabiridir. Hangi münasebetsiz aklından zoru olan şu dünya sakinlerini bir kenara bırakıp kalkmış, şifahanedekilere bu sıfatı takmış. Sanki bizler akıldan yana ne rütbe ileriyiz. Bir defa başta akıl var demek düşünebilmek demektir. Akıl oraya süs diye gelmemiş, beyin girinti ve çıkıntıları arasına şöyle bir piyasa edip dönmek üzere uğramamış, bizi biz etmek için yerleşmiştir. Descartes’in “Düşünüyorum, çünkü varım” diyen tarihler renk vermiş sözü, aklımızı, varlığımıza bir delil diye gösterir. Pascal, tabiat karşısında bir saz parçasından, bir kamıştan daha zayıf olan insanın aczini bir şeyin değiştirdiğini, söyler ki, insan için ileri sürülmüş tavsifin bundan güzeli yoktur. “Şu var ki insan tabiat karşısındaki bu aczini bilir. Tabiat ise ona üstün olduğundan habersizdir.”

Gelin görün ki devrimiz insanları, ne derece düşünmek, düşüncenin derin kaynaklarında kaç kulaç ilerlemek fırsat ve zevkine sahiptirler? Dünyanın on dokuzuncu asırdan bu tarafa, cıvatalarında görülen gevşeklik, kesif hayat boğuşmaları, teknik ilerlemenin yarattığı iktisadi rekabet insan kafasını kazana döndürmüş, adam evlâdından, sade düşünmek imkânını kaldırmakla yetinmemiş, ayni zamanda ve işin en feci, düşünme denen o aziz dal üstünde nefis meyveler biteceği inancını da silip süpürmüştür.

Günümüz insanının eli, cüzdanında mangır taharrisine çıkmamışsa eğer, mutlaka o delirmiş kardeşimizin yaptığı heykeldeki gibi mustarip şakağına yapışmıştır. Yapışmış da ne olmuş, düşünüyor mu? Ne gezer? O heykele dikkatle bakın! Göreceksiniz ki orada, düşünen değil, düşünmeye dahi vakit bulamayan, düşünebilseydi, teselli bulacağı muhakkak olan zamanımız insanının ta kendisi var.


Şardağ, R. (1952, Aralık 10). Günübirlik/Delinin yaptığı heykel. Yeni Asır, s. 3.


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın