Otobüste Kültürpark’a gelirken, radyoya gelen bir dinleyici mektubunu okuyordum: “Sizin” diyor, “radyonuzu bir buluyorum, bir kayboluyor. İstasyonunuz neden böyle oynak, izah eder misiniz?” Efendim, sen misin mektubu okuyan. Şu bizim emekliliği yaklaşan sarımtırak Tepecik otobüsü içinde bir zıpladım; midem, bağırsaklarım karnımın içinde birbirine girdi. Güç hal ile hop kalkıp cup oturan otobüsten inip Kültürpark’a giderken, okuyucumun sualini düşündüm. Neden bizim istasyon oynak? Haydi bizimkinin oynaklığını isbat ettik. Ya şu yosma otobüsün oynaklığını ne yapalım? Düşüne düşüne giderken âdetim olduğu üzere kabuk hâdiselerin dışına çıkmak, bir yol, günümüzün yirmi dört saatini geride koyarak zaman ötesine aşmak istedim. Oynak olmayan ne var ki dünyamızda. İşte mevsim ortada; iki gün evvel insana huzur veren güvenlik güneşi yerine şimdiki dereceyi donduracak soğuk… Kordon boyunda palmiyelerin gerisinde giderken hissettiğim hava ile bugün, boynumu kısan ayazın kepazeliği? Haydi otobüsün oynaklığına bir çare bulduk diyelim; bu fettan ve işveli mevsimine ne buyrulur? Dost sandıklarının kaçta kaçının vefasında bir sebat rengi vardır? Hangi arkadaşlık oynak değildir. Hele şu çifte ölüm hadisesine bir baksanıza! Adam geride dört yavru bırakmış; aklını hâlâ sağlam sanıyor. Haydi efendim bu işe aşk diyelim. Peki ama, adam üç senedir, karısının hoş gördüğü bir münasebet hayatı kurmuş; bu hayat, veya bu humma nöbetinin bizzat kendisinin aşk olduğunu anlamamışlar mı? Yazık! Çeyrek asırdır bizde aşk diye başlayarak gerdek faslı ile nihayet bulan ve tabiatıyla pis pis et kokan bir inanış alıp yürüdü. Beri yanda bu iki sevdalının dünya evine girdikleri bile söyleniyor. Peki neden kendilerini öldürdüler? Yoksa her ikisi birer Tanrı fedaisi, Hakk âşıkı melâmimi idiler? Onların beyin kırışığı arasında da bir oynaklık bulmuyor musunuz? Siyasete bakarsanız; “Dünya sulhunu isteriz” diye bağıran bir ayının, ağzı ile nutuk verirken arka ayağı ile zayıf bulduğu yeri kundaklamaya çalıştığını görürsünüz. Sulh arzusunda bu ne kepazece oynaklıktır? Buna karşılık dünya: “Şey der” yaptığın doğru değil; (edepsizlik demek isteyecek) sen mutlaka birleşmiş milletlerin barış anlaşmasına katılmalısın. (Katılmazsan başın belâya girer) demek istiyecek. Bu ne oynak ifadedir? Fikir hayatına bakarsın; dün ak dediğine bugün kahve rengi demeğe bile katlanamaz da, ille siyah der. İnandığına tüküren, inanmadıkları önünde bel kıran bu ne oynak fikir hayatıdır? Ama kızmaya da mana yok. Zira dünyamızın tabiat, mevsimler, hava şartları, geçim mücadeleleri gibi birçok hususlarda da bize oynaklıkta rehber olduğunu görüp durmadayız. Hayat mı; al sana bir misal. Genç bir şair bir Anadolu köylüsünün büyük şehirde, sırtında yorganı, sefil bir şekilde geçişini görüp şöyle der:
“Osman,
Yerindedir arslanım, şu oynak dünyaya kızman
Osman,
Sırtında bütün memleketi ısıtan,
Senin ayaklarını açıkta bırakan yorgan.”
Efendim, bir de kalkmış dünyayı bize yar sanırız. Sen kimin yârisin yavrum, her yanın oynak!
Şardağ, R. (1952, Aralık 17). Günübirlik/Her yanın oynak. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

