Biraz göbek peyda ettiğimden mi nedir, dün sabahleyin, Basmahane-Alsancak otobüsü burnumun dibinde olduğu halde, bütün seğirtmeme rağmen yetişemedim. Bir sıçradım, o benden önce “fırttt” diye dümeni, kordona doğru kıvırıverdi. Tam bu sırada ense kökümde biten deli dolu arkadaşım, “Nafile” dedi, “senden de geçmiş; yanı başındaki otobüse yetişemedin! Aranızda on adımlık mesafe olsaydı, yüreğim yanmazdı.”
Bozulmadım değil, işi madde tarafından alarak gücümde bir şeylerin noksan mı olduğunu düşünekoyuldum. Ama hoşbeşi seven dostum, sonradan ilâve etti: “Üzülme, neyin ardından yetişebiliyoruz sanki!…”
Ben artık kur ha kur, pazarın şakacıktan fıkrasını dolduracak malzemeyi hazırlayıverdim. Aklıma o çocukluk günlerinin, ardı sıra uçarı gönüllerimizi de uçurduğumuz uçurtmalar geldi. Düşünün, iki küçük çıtanın çaprazı üzerinde, un macunu ile yapıştırılmış, püf deseniz yırtılacak olan bir kâğıt, sonra süslü bir kuyruk… Fakat ipini elinizden hele bir kaçırın bakalım! Kendi yaptığınız, çocuğunuz gibi emek verdiğiniz bacaksızın ardından yetişebilir misiniz? Mavimtrak gök bulutları arasından kayarak öyle bir kaçış kaçar ki… İşte hayatta da bir nice pembe ümitlerin ardı sıra yetişemeyip şaşkın ve meyus bakakalırız.
Aklımız var dostlarım, fakat düşüncenin o saltanatlı bahçelerindeki, meyveleri kaçımız derebiliriz? Hepimizde gayretle, muhit bulmakla gelişecek pek çok kabiliyetler var. Fakat yine çoğumuzu olduğu yerde güdük bırakan haset yüzünden, bu kabiliyet kuşlarının, başka bahçelere konduğunu görür, ardından erişememenin acısı içinde bakınırız. Barış isteriz ama, harp tarlalarının dikenli telleri, bu sihirli periye asırlar boyunca bizi erişmekten meneder. Güleriz; neşeye yetişemeyiz. Severiz; tenimizde yapışıp kalan çiğ etten sıyrılıp insanı katrede umman eden aşka ulaşamayız. Gözlerimiz açıktır; mahmurluktan ayılıp, uyanıkların arasına karışamayız. Saatimiz vardır, ayara erişemeyiz. Kötülükle boğuşur, asıl beşerî cihada erişemeyiz. Namaz kılarız, Allah’a erişemeyiz. Hep Köroğluluk taslar; kır ata erişemeyiz. Zenaatkâr oluruz, sanata; yaşarız tada; arada bir deneriz, itiyada; didişiriz, rahata; sevgilinin melâhatını buluruz, semahata erişemeyiz. Evet bir uçurtmadır ki hayat, bir elimizden kaçırırsak bir daha yetişemeyiz…
Şardağ, R. (1952, Aralık 23). Günübirlik/Nafile yetişemeyiz. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

