Güzel bir çirkin

Otobüsteyim. Kalabalık içine ihtiyar bir kadın giriyor. Oturanlara bakıyorum, kimsede bir kıpırdama yok. Sevimli, nur yüzlü anacık, tutunacak bir şey arıyor besbelli. İki yanına yalpa yapıyor. Pencereye tutunmak istiyor, fakat bizim şu miadını dolmuş oynak otobüsümüz onu öbür yana atıyor, demiri tutmak ümidine kapılıyor, buna da gücü elvermiyor. Ayaktayım; “gel anne şöyle” deyip kendi durduğum daha ferahça yeri ona vermek istiyorum. Zira oturanlarda bir değişme yok. Enseler dik, göğüsler ileride. Daha önce gelip yer kapmış olmadan gelen bir gurur, her kesin gergin adaleleri ve çiğ etlerinden belli oluyor. İşte bu anda idi ki ön sırada oturan ancak temiz taranmış saçlarıyla ince uzun boynunu görebildiğim bir genç kız yerinden fırlayıp “Buyur, anneciğim, şöyle oturun” dedi; bir yandan da oturmasına yardım etti. Kadıncağız bu iyi yürekli kızı, şöyle bir süzüp göz makaslamasına aldıktan sonra:

-A kızım, dedi, dur bakayım, sen Hamdi beyefendinin kerimesi misin?
-Hayır efendim.
-Öyle mi? Gözüm benzetti demek, affedersin çocuğum.
-Zarar yok efendim. Ben de sizin bir kızınız sayılırım.

Devam eden bu konuşmaları, bilhassa genç kızın ince duygulu ve zarif mukabelelerini hayranlıkla takip etmeye başladım. 
Çirkin olduğu besbelli idi. Uzun bir boynu, çipil gözleri, kanı çekilmiş, sarı ve safi deri haline gelmiş yanakları vardı. Fakat bu mücevher kalp, şu soluk yanaklara, bir anda, al al bir letafet vermişti, bu yamuk ve çipil gözlerin içinde, kuvvetini faziletten alan bir ışık, onu seyredeni öyle bahtiyar edici bir sıcaklık dağıtıyordu ki…. Bakışlarımı bu hakiki güzelliğe sahip olan çirkin kızdan ayıramıyordum. İşte, küçük ve ince parmakları ile sevimli bilekleri, pekala bir beden asaletinden nişan vermedeydi. Tamam; galiba ben dikkat etmemişim; şu demin ilk anda sevimsiz bulduğum o ufak yumuk gözlerin, meğer ayrı çeşnide bir sevimliliği de varmış. Kalktı, Basmahane’de indi. Vücut yapısının, o zaman farkettim nasıl kibar ve çekici olduğunu. O giderken gözlerim, peşinde bıraktığı ahlâk ve fazilet izine dalmıştı. Birdenbire neden bilmem, kasap dükkânında sallandırılan etler gibi, o çeşitli bedenleri teşhir eden vücut güzelliği müsabakalarını hatırladım. Sen, küçücük gönülcüğüne belki de birçoğunda bulunmayan iyilik cevherini doldurann güzel çirkinim! Halbuki, hiç haberin bile yok: kalbin güzelliği imtihanından birinci çıkmış, gidiyor.

Bir daha, kim bilir, senin gibi bir güzele ne zaman rastlayacağım…


Şardağ, R. (1952, Aralık 29). Günübirlik/Güzel bir çirkin. Yeni Asır, s. 3.


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın