Koltuk

Geçen gün bizim meşhur Kulakçı Fahir’le konuşurken: “Yahu otur hele şu koltuğa” dedi. “Seni bir muayene edeyim”. Neden bilmem, oldum olası, koltuk kelimesinden bir irkinti duyarım. Bütün insanlar kâinata birer koltuğa yapışmak maksadıyla da gelmiş olsalar -hani biraz da böyledir ya- yine bu ürküntü benden kaybolmaz vesselâm. Hakkım da yok mu? Koltuğun hangi şekli ve hangi türlüsününün altından bir çapanoğlu çıkmaz. Biri çıkar karşınıza, sizi çoktandır göremediğinden, hatta arayıp da bulamadığından -sanki siz memleketi terketmişsiniz gibi- bahsederse, bu yağlayışa vereceğiniz ad samimiyettten evvel koltuk değil midir? Bu şekilde verilen koltukların sonunda bir hançerleme ile karşılaşılmamışsa eğer, avucunuzunda saklı menfaat meyvesinin mutlaka bir parçası ısırılmıştır. Uzun asırlar her düğünde tatbik edilen, şimdi artık seyrek müşahede edilen bir koltuk faslı vardı, bilirsiniz. Evleneceği günün gündüzünde, güveyi, gelinin koluna asılırdı. “Koltuk” denirdi buna. Adam, sanki elinden kapacaklarmış gibi, mübarek, gelinin koluna asılır ha asılırdı. Bugün büyük bir cesaretle sorabiliriz: Bu kadar telâş etmeye lüzum mu vardı a dostlarım?

Koltuğun en cazip, fakat en korkunç olanı makam koltuğudur. Niceleri emekliliğe yaklaşan bir çağda, niceleri yarınından emin olmadığı halde sanki yaşlandıkça makamlarını emniyete alacaklarmış gibi habire koltuk yenileyip dururlar. Ne tuhaf insanlarız Yarabbi! Kolumuzun sağlam kalacağı şüpheli iken koltuğumuzu takviye eder dururuz. Bu hercai dünyanın sofrasından olduğu kadar makamından da kalkmayacağımızdan emin, bulunduğumuz yere yapıştıkça yapışır, koltuk da koltuk der dururuz. 

Ama neyleyeceksin ki hamurumuz koltukla yoğrulmuştur. Hayata kucakta, koltukta gelir, dünyaevine koltukta gireriz. Bir gün asıl mekâna sefer icabeder, yine nazlı bir gelin misali koltukta gideriz.


Şardağ, R. (1953, Mart 20). Günübirlik/Koltuk. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın