Geçenlerde Ankara’ya gitmiştim. Bir ihtiyacı gidermek için girdiğim belediyenin yaptırdığı temiz bir tuvaletten çıkarken gözüme duvara asılı bir ücret levhası göründü:
Küçük abdest 5 kuruş, saç tarama 3, el yıkama 2 kuruş, yekunü, yani toplamı on kuruş. İçimden geçen ilk hitap şu oldu: “Hay gözün kör olmasın senin hesap gibi; burada da mı karşıma çıktın!”
Okul sıralarında başlayan hesap nefretim, riyaziye hocalarının ekserisinin korkunç yüzlü, sevimsiz fakir yerli kimseler olduğundan mı nedir, oldum olası bir kapıdan hesap girerse öteki kapıdan ben çıkarım. Ama gel de kurtul bakalım. Aybaşında maaşı alır almaz, ilk yaptığın iş evde hesap vermekle kalsa yine iyi, bir cetvel yapar, bakkal, kasap, manav, şu ve bu diye maaşı hesap esasına göre tevzi edersin.
Bir gazinoya mı gittin, gözlerin faltaşı gibi açılmış, hesap pusulasında cemler, tarhlar yaparsın. Çocuksan babana, zamanede baba isen çocuğuna hesap verirsin, ahırette nasıl olsa hesap var, bari burada biraz hesapsız hareket edelim demeye gelmez, adım başında bir hesap, şoförsen zabıta memuruna, esnafsan maliyeye, talebe isen hocaya, milletvekili isen halka, kulsan Allah’a hesap ver dur! Şair Abdurrahman Çelebi‘nin softaları kızdırmak için “Ne diye öküz gibi su içiyorsun?” diye başlayan nefis bir esprisi vardır:
İçelim içelim şarap içelim
Ne diye Kâv gibi ab içelim
Ahirette olur şaraba hesap
Biz anı burda bîhesap içelim
Herşey iyi güzel ama, saç taramayı, el yıkamayı, küçüğünü, büyüğünü tâdad (saymak) eden bu kadar dakik hesabı bir türlü anlayamadım.
Orada dahi rahat yok vesselâm!
Şardağ, R. (1953, Nisan 1). Günübirlik/Orada bile. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

