Şu Londralı meşhur canavarın fotoğrafını gazetelerde gördünüz, değil mi? Uzun ve narin bir boy, uzamış saçlar, uzağa bakan yorgun gözlerini halkalayan yuvarlak gözlükler. Hani, bir felsefe tarihi profesörü ile başbaşasınız gibi bir şey. Adam evladının hayvanlar sınıfına elçi olarak, onlarla bağdaşabilir, diye gönderdiği şu kana susamışın zalim aslını nasıl da ince ve hisli bir nikap perdelemiştir, yazık! Bununla beraber meselede o kadar hayrete değer bir şey bulmak da manasız. İnsan soyundaki mahlukların en büyük hendesi yüz ve bedenlerini maskeleyebilmesi, ayrı ayrı renklerle boyamasıdır. Şairin, kaç yıl önce, koltuğu altından haç çıkan hacılardan şikayet etmesindeki haklılık boşuna mı?
En sevdiğiniz bir dostun hançeri, hiç ummadığınız anda ciğergahınıza saplanır. En mütefekkirane imiş gibi görünen ve böyle satılan yazıların altından günün birinde kuşlardaki beyin kadar nasibi bulunmayan bir cahil çıkıverir. Hey gidi, hey!.. Dünyanın en ince erkeği ile nişanlanmıştır ama birkaç sene sonra astar soyulur, macun dökülür, kaba ve ham madde cascavlak sırıtır. Yıllarca bir partinin amansız ve müfrit müdafiidir; gün döner, rüzgar bir başka yönden eser, eski müdafii birdenbire muhacim mevkiinde görürsünüz. Bu ne marifetli ve renk renk boyanmadır, bu ne sahte cila rötuştur Allahım! Karşımızdaki rengin hakiki olup olmadığını anlamak, dünya yüzündeki son kutup kıt’asını keşfetmekten bile güçtür. En iyisi galiba yüzlerimizi, ruhlarımıza uygun birer renkle sıvama boyamaktır sanıyorum. Zaten bugünlerde bu maksatla bestelendiği için midir nedir, boyacıya bir ilticadır başlamış bulunuyoruz:
Aman boyacı, canım boyacı !
Şardağ, R. (1953, Nisan 5). Günübirlik/Aman Boyacı. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

