Millî matem günlerinde, acılı anlarımızda radyomuz mateme nasıl katılacaklar? Doğrusu bu, biz de henüz kavranılmış bir şey değil. İyi niyetimiz bol, samimiyetimiz de aşikâr. Fakat bu işi lâyıkıyla ifa edemiyoruz. Bir takım eli kalem tutan yazarlar ve bazı gazetelerimiz, son zelzele felâketine uğrayanlar için musiki neşriyatını kesmedi diye radyolarımıza hücumlarda bulundular. Bunlara göre böyle felâketlerde susmak, çenemizi kapatmak lâzım. Eksik olsun radyo? Buna mukabil itham altında kalan radyo adına müdafaya geçenler diyor ki: Susmak olmaz. Müzik neşriyatını, söz neşriyatını ayarlamak lâzım.
Gerçekten biz de susmanın aleyhindeyiz. Ölenlerin ardından çenelerimiz kilitli, matem tutmak Türk’ün geleneğine ve uhrevî olduğu kadar hayatî bir din olan Müslümanlığın bünyesine uymaz. “Ağır başlı parçalar çalıyorum” diye bazı radyolarımızın giriştiği hareket ne kadar samimi ise bir o kadar da yanlıştır. Meselâ böyle felâket günlerinde istediği kadar ağır olsun mayalar, bozlaklar okunmamalı. Dilediği kadar ağır olsun, Ankara Radyosu’nun evvelki gün yaptığı gibi Semai usûlünde şarkılar, nakışlar icra edilmemelidir.
Dediğimiz gibi Türk’ün de bu gibi ahvalde dini, fakat asla matem ifade etmeyen musikisi vardır. Bizim Mevlevî musikimiz, dini murabba ve muhammeslerimiz, en ümitsiz anda gönlümüzü Allahımıza bağlamamızı telkin eden, bize böyle anlarda tevekkül duygusunu aşılayan, bizi uyandıran, tenbih eden tesellikâr bir musikidir. Allah bir daha göstermesin, yeni bir felâket anında yine şaşkın ördek gibi bakınacakları yerde, radyo otoritelerimizin fevkinde bulunan basın yayının bu noktayı hesaba katması en ehemmiyetli bir meseledir.
Şardağ, R. (1953, Nisan 8). İzahlı Radyo Programları ve Güfteleri / Radyolarımızda matem. Ege Ekspres Gazetesi, s. 4.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

