Ankara’ya gidiyordum. Uşak’tan sonra birinci mevkiye, sıkışıklık dolayısıyla altı kişi oturmuş, asabî homurtularla saatleri dişlemekle meşguldük. Tam bu sırada kompartımanın kapısı açıldı. İçeriye çirkin çarşafı ile bir kadın girdi. “Yer yok mu be!” diye sordu. Yolculuğun malum hodbinliği hepimizin üstünde; hoş zaten yer de olmadıği için, kimse cevap vermedi.
-Çüş!
Kadın kapıyı suratımıza çarpıp giderken son savurduğu iltifatı bu oldu. Herkes, kızmakla gülmek arası bir hisle yerinden irkilir gibi olmuştu ki tam bu sırada zihnime çelen bir ışıkla yerimden doğruldum ve düşündüm. Kompartımanımıza yayılan münasebetsiz havanın sebebi ne ola? Kadının çatlak sesini mi nefretle karşıladık? Çarşafına mı kızdık? “Çüş” deyişine mi sinirlendik? Yoksa bu kelimelerin hep “Ç” ile başlaması mı kötü?
Bir anda, çeşme, çınar, çağla, çimen, çiçek gibi güzel kelimeleri bir yana ayıran hafızam, deposunda ne kadar “Ç” ile başlayan kelime varsa hepsini hatırıma yığdı. Mesela çokluk.. Ne zaman, en sonunda başınıza bir gaile açmaz? Mesela çorap.. Hanginizin başına örülmez? Mesela çanak.. Ne de çok yalayanı vardır! Daha başka sorar mısınız? Haydi aklıma geliverenleri söyleyeyim. Çopur, çakal, çatra patra, çöküntü, çaça, çorak, çöp, çöl, çatlak, çakıl, çarçur, çelme, çelimsiz, çerez, çiğ, çığ, çıban, çiyan, çörek, çam yarması, ne çapkın, çatallı, çapulcu, çapanoğlu, çatlak zurna, çıkı, çömlek, çağanoz, çaput, çiriş, çetele, çil, çüş, çiş.. Vaktiniz varsa, saymakta devam edebilirsiniz.
Şardağ, R. (1953, Nisan 12). Günübirlik/Sürüsüne bereket. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

