Kızlar üzülmesin

Dün bir İzmir gazetesi yazıyordu: “On binlerce genç kız koca bulamamak yüzünden evlerinde bekliyor” diye. Gazetenin, erkeklerin evlenmeyişlerine mazeret arayan tahlilciliğini bir yana bırakıp işi başka bir zaviyeden ele alalım. Ayrı puntolarla kızlarımıza acıyan bu satırlar ne beyhude bir çırpınıştır. Sokakta caddede gönlünü değiş, derisini sürten bekâr erkek, er geç o kuytu ve sokaklarda lekesiz kızlığına iffetini yoldaş etmiş olan bekâr kızlarımızı tam evleneceği sırada gelip bulacaktır. Fakat asıl mesele o değil; şu evlenmeyen kızın kaybı nedir ki hayıflanıyoruz? 

Evlenmeyen genç kız, akşam, elin adamı, “ha geldi, ha gelecek” diye pencerede, kapıda ümit ve inkisar sıtmasına da tutulmaz ya! Bütün bir didinme sonunda, yemekte, bulaşıkta, çamaşırda, süpürgede harap olan ellerini akşamüstü sıkacak, öpüp başına koyacak bir erkeği bulamamanın hüznünü, içinde taşıyacak değil ya! Baba ve ana ocağında söylenen, yapılması istenen işi, bin nazla karşılamak hatta, “Babacığım dur hele şu romanı bitireyim” demek mümkünken erkeğinin yanında bu kadar müsamaha bulmak mümkün mü? Kendi zevki, kendi kaprisi, kendi çocuklarından kaç genç kız evlendiği zaman mahrum kalmayacaktır? Babanın sert azarı, anneden senelerce yenen tokatların bile sonraları aziz bir hatıra olduğu muhakkaktır. Kocanın anlayışsız bir bakıyı ile baştan ayağa yıkılmak pek mi caziptir? Baba evinde bulduğunu yerken, bu sefer yemek beğendiremeyen, bazen pişirecek yemek bulamayan, yalan söyleyen, çok zaman ruhi değil, sadece anı okşanan, ezilen, hakaret gören, -ah bazen- dövülen kardeşlerim! Bekâr kalışınıza üzülenlere iştirak etmiyorum. Baba ocağının suyu mu çıktı?


Şardağ, R. (1953, Ağustos 8). Günübirlik/Kızlar üzülmesin. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın