“Havuzu, gördün mü? Aman, tavsiye ederim..” “Fuara” gidip de havuzu görmemişsen pek yazık ettin.” “Azizim, bir havuz ki insanın için alıp götürüyor.” Bir zamanlar havuz, yavuz davası var işte. Dün gece, zamanın tenha bir anını yakalayarak onun yanıbaşına gittim. Bu, şüphe yok ki Batı’yı görmüş olanların yabancısı olmadıkları ışıklı ve kaskatlı bir havuzdu. Fakat bakın Roma Fuarı’nı da görmüş olan tanımadığım bir hemşehri, yanımda duran arkadaşına şöyle diyor: “Azizim, oradaki bütün süslü havuzlarda sun’î bir gayret seziliyor. Bu havuz bize, içimize ne kadar yakın.”
Dört tana çapraz fıskiyenin ışık yağmuru altında kıskaçlama ateşe aldıkları şu havuzun, çiçeklerin cümbüşü içinde ayrıca küme küme kompoze edilen kardeş toplulukları, gerçekten ince bir mimari zevkin mahsulü, o kaskatlardan aşağılara doğru pek sade bir rengi fon diye alarak şırıl şırıl sürüklenen eflâtun ve erguvan sulara dün gecenin serinlikle bezenmiş tazeliği ve güzelliği içinde bakarken şöyle diyesim geldi: “Nereye bu sürükleniş? Böyle yavaş, böyle içli, böyle sevimli ve böyle sihirkâr? Sular, çağıltısı aşıktan, ışığı köpükten örülmüş sular! Beni de peşinize taksanıza!..” Bir aralık yanı başımda duran aile grubunun yedisinde küçük oğlu, “Baba” diyor: “Bırak beni, soyunup içinde yatıyım.” Tam bu sırada biraz önümdeki mütevazı giyinişli vatandaş arkadaşına şöyle diyor: “Hasan be!” Yatalım üstünde sabaha kadar.”
Onlar havuzda yata dursun; ben şu buluşun sahibi olan mimarı, şu eseri, ele aldıkları çizgilere can vererek bu hale getiren teknisyenleri ve ameleleri gönlümce alkışlamak isterim.
Şardağ, R. (1953, Ağustos 27). Günübirlik/Fuardaki havuz. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

