Dün akşam Lozan kapısından itibaren Fuar’ın Alsancak kapısına doğru yürürken az ileride yolumun üstünde Ticaret Bankası’nın açık park reklâmını gördüm. Dört iskemle, bir küçük masa, iki metrelik bir banka tezgâhı; işte varlıkları. Fuar’a birbirleriyle yarış edercesine türlü reklâmatif hareketler, kocaman jestler, ilânlar, plânlar ve binalarla iştirak eden alâmet firmalar yanında şu tevazuya, hayrete boğulmuş bir taktirle bakaladım. Bu sırada tanıdığım bir hanım kızımızın nazik daveti ile çakılların üstünde duran iskemlelelerden birine iliştim. Bir memur kızımızla bir şeften gayri ortada kimseler yok; demek koca bankayı iki kişi temsil ediyor. Az kalsın unutuyordum; bir de karşımda o, banka tezgâhının yanıbaşında mülhakat (eklenmiş) posta müdürlerini memurlardan güya ayıran bölmeler gibi bir hücre var. İçinde de harıl harıl bir şeylerle meşgul olan bir memur. Derken o da yanıma geldi. Tanıştık; tanıştıkça kaynaştık.
Fuar gecelerinden birini bu iyi insanlarla birlikte geçirmenin hazzını yaşarken bir taraftan da ardını yıkılmaz sandıkları beton duvarlara ve kocaman yapılara dayamış, emniyet ve gurur gevişi getiren diğer müesseseleri düşünüyordum. Bir aralık o hücrede oturan zat; “Bizim bir bardağımız, bir de cezvemiz var. Haydi kızım, nöbetleşe içelim” dedi. Bu tevazuya karşı serçe parmağımı yutacaktım ki bu sefer gerçekten, onun kahveyi cezve ile benim de bardakla içmem bir hakikat oldu. Ne güzel, demek burada samimiyet de var. Tam gideceğim zaman bir de ne öğreneyim: O babacan zat bankanın ikinci müdürü değilmiymiş? Ötete galiba 150 liralık hesaplar yatırılıyor ve bir işler yapılıyordu. Fakat ben, tevazu madalya gibi göğüslerinde değil, iyiliklerinde taşıyan bu insanların en aziz ve değerli işi gördüklerini o gece eve dönünceye kadar düşündüm durdum.
Şardağ, R. (1953, Ağustos 30). Günübirlik/Fuarda tevazu bankası. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

