Ateş

Havaların birden bire serinlemesinden mi; yoksa bazı dostların soğukluğundan mı nedir, bugün de “ateş”ten bahsetmek ihtiyacı duydum. 

Belki de bu ihtiyaç geçen geceki üşütmenin vücudumda uyardığı “hararet”in bir neticesidir. Yalnız bu mevzu, sahifeler dolusu yazının bile yetemeyeceği bir mevzudur. Kalemi elime aldığım zaman, ilk aklıma gelen, “ışık ve ateş”i gökten çalan ve ebedi bir nimet olarak yeryüzüne salan Promete oldu. 

Arkasından da bizim divan şairlerini hatırladım. Şeyh Galip “ateş” kelimesini o kadar güzel, o kadar kudretle kullanmış ki, cidden her mısraı, bir kor parçası gibi ruhu yakıyor. Netekim şair, gazellerinden birinde: 

“Gül ateş, bülbül ateş, gülistan ateş…” diyerek bu mefhumu ebedileştiriyor. 

Ahmet Haşim de, “aşk”ı dile getiren bir şiirinde “ateş”i şu mısralarla ifadelendiriyor: 

“Zannetme ki güldür, ne de lâle
Ateş doludur tutma yanarsın
Karşında şu gülgûn piyale…”

Ne garip tesadüftür ki, ben bu satırları karalarken, biraz uzaktaki kahveci çırağı da: 

“- Ateş! Ateş!…” diye bağırıyordu. Bir an düşündüm. Müşterilerinin cıgarasını ve nargilesini yapmaya koşan bu delikanlının “ateş”i acaba, bazı dostlarımızın gönlünü tutuşturan manevi “ateş”ten daha mı tesirlidir?…

Sanmıyorum sevgili okuyucularım. Zira, hafif bir rüzgârla sönmeye mahkûm bulunan bu ömürsüz “ateş”in yanında; yıllarca ve yerine göre asırlarca hararetini muhafaza eden gönül ateşi, ne ilâhi bir varlıktır…

İçimden, “Ateş! Ateş!” diye bağıran kahveci çırağına şunları söyledim: 

“- Asıl ateş senin taşıdığın şeyde değil, bizim gönümüzdedir evlât…”

“Ateş” üzerinde, bugünlük bu kadar. 


Şardağ, R. (1953, Eylül 11). Günübirlik/Ateş…. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın