İki gündür, vakitsiz bastıran son soğuklardan olacak, yüksek bir ateşle yatıyorum. Hasta olmak, hasta yatmak nedir? Bu mevzu senelerce çeşitli hastanelerde yatak misafiretim olduğu için iyi bilirim. Fakat tuhafıma giden bir şey oldu bu sefer. Hodbinliğim mi çoğalmış nedir, kimse kıpırdamasın, adeta soluk almasın istedim. Çoluk çocuğu öldürücü bir sükûnet perhizine sokmuştum. Sonra ne oldu bilmiyorum. Akşamın içime çöken hüznü ile beraber hasta iken neden daha şefkatli, daha yumuşak ve hatta daha diğerkâm olmadığıma eseflendim. Hey gidi dünkü insanlarımız!.. Ne başka halleri vardı. Şimdi babamı hatırladım: Ne zaman hasta yatsa bizi kendinden tecrit eder, en ateşli ve ıztıraplı zamanlarında dahi benim ve kardeşlerimin yanaklarını, şefkatli parmaklarının kıskacıyla okşar: “Haydi” derdi, “Yavrularım, siz keyfinize bakın. Ben yarına kadar iyi olurum.” Düşünüyorum da biz caka satarcasına savurduğumuz palavralar sırasında değil, başkalarını en az bizim kadar düşündüğümüzü, böyle hasta ve zarif zamanlarımızda belirtmeli değil miyiz? Kâinatın kendisinden ibaret olduğunu sanan insan kadar soğuk bir mahlûk tasavvur edemiyorum. Şu eski, klâsik şairlerimizin sevdiğim taraflarından biri de işte budur: En cefalı ve azap içerisinde oldukları zamanlar bile sevdiklerini hatırlamaları. Makalî’ye baksanıza! İnci değerindeki iki mısraında ne kadar özgeci ve insan kalabilmiştir:
“Bahtan cefası hasta kılıptur canımızı
Özler gönül bu demde dahî cananımızı”
Şardağ, R. (1953, Eylül 13). Günübirlik/O yâr ne âlemde. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

