İstanbul’da icra edilen oburluk müsabakasından tabi haberiniz var. Adamın biri elli dört köfte ve saire yemiş. “Vesaire” kelimesi ile ifade etmek istediğim şeyi ben söylemeye korktum. Fakat bizim oburun midesi bu vesairesiyle de o kadar köfteden sonra korkmadan içine almış. Bu haberin bir kaç cephesi var: Bir defa, bu adam neden obur olsunmuş? Adam var, yarım kilo üzümü yer, normal mütalâa olunur. Adam var, bir salkım üzümü yer, obur telâkki olunur. Mesele midenin alış kabiliyetine bağlıdır. Bence obur midesinin bu kabiliyetine rağmen yemekte devam eden ve hâlâ doymadığını zanneden insana derler. Elli dört köfte ile vesaireyi zıkkımlanan midenin esasen kabiliyeti çuval ve harar olmaya müsait demektir, bir günahı, obur diye tenkit etmemize vesile teşkil eden bir ciheti ki.. Asıl mesele, onu büyük alâka ve heyecanla seyredebilmektedir. İşte ben, bunu anlamadım. Kendisi yemek yemeyen bir insan için en çirkin mahlûk yemek yiyen insandır. Bizi hayvan kardeşlerimize kavuşturan bu yegâne gayri insan tarafımızı heyecanla nasıl seyrederiz; çıldırmak işten değil. Nerde kaldı ki bu adamın yaptığı şey yemek yemek de değil, hatta işkembe doldurmak, bumbar şişirmektir. Bunu seyretmenin nesi güzeldir? Hey gidi turp sıkılası zevk! Dünden kalma bir atasözümüz vardır. Birisi biraz aşırı nisbette atıştırırsa, “Yut baban görmesin” denir. Demek ki bu şekil yemelerle gizlenecek, görülmeyecek bir taraf var. Peki öyleyse bizim meşhur oburun marifetini hayranlıkla takip etmeye ne buyurursunuz?
Şardağ, R. (1953, Eylül 18). Günübirlik/Yut baban görmesin. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

