Tavır meselesi

Birisini kızan dostum, dün birkaç arkadaşımın beraber bulunduğu mecliste dudağını kıvırdı, yüzünü buruş durdu: “Efendim” dedi. “Adamın bir bozuk tarafı var ama, neresi anlayamadım”. Sonra ilave etti: 

– Tamam, tamam, tavrı bozuk!

Bozulan şeye taktığı ismi hayran olmamak mümkün değildi. Dikkatle bakılırsa eğer, cemiyetimizde büyük acısını çektiğimiz meselelerden biri de tavırdır. Bir mecliste kalkar, lâf eder. Güzel konuşur, iyi kelimeleri seçer, şunu yapar, bunu yapar, sevilmez; tavrı bozuktur. Siyasi bir adamdır; muhalif veya muvaffak her kimse, tenkit eder veya irşat eder, ama ama haklı olduğu halde tutulmaz; siyasi tavrı bozuktur.

Bir hak iddiası ile vekil veya müvekkil olarak mali kelimedir. Bütün talâkatına, ikna edici delillerine rağmen hakim de bir haklılık duygusu uyandıramaz; tavrı bozuktur.

Bir mecliste sevdiklerinize takdim edersiniz. Sözleriyle değil, tavırlarıyla pot kırar.

Musiki de bilgilidir, yetişmiştir. Sesinde bir terbiye aşikrâdır. böyle iken bir eksiği var, tavrı bozuktur.

Bir toplulukta sözleri hakikati ifade ederken yüz hatları, el vesairasının hareketleri onu mağlup eder; tavrı bozuktur. Sanatta fikirde tavır, ilimde tavır, hülâsa tavırda bile tavır lâzımdır. Ama nerede?


Şardağ, R. (1953, Eylül 23). Günübirlik/Tavır meselesi. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın