Bir gazete ve bir zihniyet

Şimdi siz söyleyin okuyucularım; hak verin bana: Bir adam çıkar da herkesin gözünün önünde açılmış duran bir kapıyı, tokmağından yakalayarak zorla ve zaten açık olduğunu bilmezlikten gelerek “açtım, açıyorum işte” diye beyhude gayretler sarfedersen bu adama ne dersiniz? Bir misafirliğe gitmişsiniz. Faraza, sizin tıka basa yediğinizi tuzlu ve tatlısını da midenize indirdiğinizi gördüğü halde bir misafir kolunuzdan tutar da “Allah aşkına bizim eve buyurun da bir akşam yemeği yiyelim” diye ısrar ederse, “Yahu görmediniz mi orada çok yedim ve doydum” demiye utanacağınızdan cesaret alarak habire sizi, “beraber aşkam yemeği yiyelim” diye sık boğaz ederse bu adama ne gözle bakarsınız? Bir trene binmişsiniz. Size iki hanım kalkıp yer veriyor. Siz o yerlerden birine oturuyor ve teşekkür ediyorsunuz. Bunu müteakip deminden beri ayakta olduğunuzu görüp yerinden kıpırdamayan bir züppe siz oturduktan sonra “buyurun efendim, yorulmayın oturun” diye size yerini vermeye yeltenirse onda kaç paralık samimiyet bulursunuz? Bir kuyu başında su diye çırpınan, fakat su çekmeye, gücü yetmeyen bir ihtiyar kadın, alâkasız nazarlarla bakan bir adamın gözü önünde kıvrandıktan sonra imdadına yetişen hamiyetli insanların yardımıyla kuyudan çekilen suyunu alıp gidiyor. Tam bu sırada o alâkasız adam, kadıncağızın yanına çıkagelerek “ihtiyar, sana su lâzımsa çekeyim” diyor hatta diyelim ki: “Dök o taze kovayı da benim kovamda bulunan şu bayat suyu eve götür!” diyor. Bu adam, sizin yanınızda kaç paralık bir emek harcamış addolunur? Üzüntülü dakikalarınızı gören bir kaç arkadaş sizi teselli ediyor ve ruhunuzu tekrar neşesine kavuşturuyorlar. Tam bu sırada sizi neşelendirmek için girişilen tuhaflıklara ne lüzum vardır? Bunu yapan kimseye ne gözle bakarsınız?

Şimdi Aziz okuyucularım, mevzumu bağlamak için sonsuz halimi sorayım: bu şehirde çıkan bir gazete, fikir mahsûllerine ilim ve sanat yazılarına bir okka ekmek parası ile bile mukabele etmekten çekinirken, Madame Bovary gibi, Flaubert’in şaheser romanını da ele alır; Türkiye’de bu eserin, servet-i fünuncularlardan bu tarafa altı defa tercüme edildiğini, Cumhuriyet maarifinin, bir dostumuza tercüme ettirdiğini bildirdiği halde, “okuyuculara faydalı olmak” gibi yüksek (!) Bir gaye ile tercüme ettiğini söylerse, bu gazetenin zihniyetine ne gözle bakarsınız?


Şardağ, R. (1953, Eylül 26). Günübirlik/Bir gazete ve bir zihniyet. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın