Bugün de, asrımızda her an biraz daha azalan, dudaklarda yalnız adı kalan ve içli insanları derde salan “vefa”dan söz açmak istiyorum.
Artık gönüllerde yaşayan bir hatıradan ibaret bulunan “vefa”yı nasıl dile getirelim bilmem ki?…
Dostumuz bizi unutuyor. Arkadaşımız bizi unutuyor. Sevgilimiz bizi unutuyor ve biraz garip olacak ama, zaman zaman biz bile kendi kendimizi unutuyoruz.
Bu kadar “nisyan” içinde “vefa”dan dem vurmanın belki manası yok. Fakat her şeye rağmen, hasretini çektiğimiz bu nesneye karşı duyulan derin ihtiyacı belirtmek arzusundayım. Bu arzu, günlük hadiselerin akışından geliyor.
Maddi varlığımız kadar, manevi hüviyetimizin de kalplerde yaşamasını istediğmiiz içindir ki, yakınlarımızdan “vefa” bekliyoruz. Öyle sanıyorum ki bu fani dünyada bu, biraz hakkımızdır da…
Lâkin felek, bu teselliyi bile çok görüyor bize. Samimiyetine inandığımız; vaidlerine kandığımız ve tabir caizse sözlerine aldandığımız dostlar, daha vefasız davranıyorlar.
Acemlerin meşhur şairi, Ömer Hayyam bizim bu gafletimizi bakınız, ne güzel ifadelendirmiş:
“Derdini çekme vefasız dehrin,
Girmesin kalbine gam hatırası,
Tab-ı dünyada vefa olsaydı
Sana gelmezdi sevilmek sırası”
Evet, şair doğru söylüyor. Şu “cihan”da “vefa” denen bir nesne bulunsaydı, a iki gözüm sıra bize mi gelirdi?…
Şardağ, R. (1953, Eylül 30). Günübirlik/Sıra bize mi gelirdi?. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

