İskemle ile konuştum

O bahçeyi ben her zaman görürüm ya, hiç bir zaman bu türlü sakin rastlamamışım. Geçen gün öğle sıcağında uğrarayım dedim. Bir de ne göreyim? Benden başka kimse yok. Ha unutuyordum: Bir de iskemle var. Şimdi gel de iskemle beğen bakalım: 

-“Garson, yavrum şunu siliver.”

Hayır hayır şuraya oturacağım. Ne o, orası daha mı iyi; yok yok, sen bu iskemleyi sil, burası iyi. 

Tam bu sırada karşımdaki iskemlede bir kımıldamaya şahit olmaz mıyım? Evet, hilâfsız söylüyorum, başını biraz sertçe kaldıran bu eşya parçası “Beğenmedin bir türlü” dedi, “Neden beni böyle hakir görüyorsun? Sanki sizin aranızda benim gibi ömrü boyunca yerinde mıhlanan yok mudur? Benim kaderim bu! İskemle olmayı sanki kendim mi istedim.”

– “Ne münasebet” dedim. “Bizim içimizde iskemle olması lâzım gelirken yanlışlıkla insan olmuş kimse yok mu canım! Üzülme, alın yazısı bu!”

İskemlede bir isyan belirdi: 

– Acaba ben de çalışsam, bir şeyler olamaz mıyım?
– Her çalışan bir şey olamadı ki.. Hatta eski şaire hak vermek gerekirse insanın bedbin olası gelir: 

“Kişi sa’yile devlet bulsaydı
Gedalar kalmaya sultan olaydı”

– Peki eser meydana getirsen.. Meselâ, bir sanat şaheseri yaratsam makbule geçmez mi idim?
– A iskemle! Eseri sen verecektin, gülünü başkaları derecekti. 

İskemle bir can sıkıntısı aşikâr:

– Bir müteşebbis iş adamı olur, hem kendim servete kavuşurdum, hem de memleketi mali bakımdan kalkındırırdım:
– Herkesin gözü paranda, dili kesende, aklı senin cüzdanında olurdu. 

İskemle hayıflanıyor: 

– Hiç olmazsa aşık olurdum, buna da bir şey diyemezsin ya!
– Aşk mı? Kadrini bilen mi olurdu? Haydi bilen oldu; inceliğini anlayan mı bulunurdu?

İskemlede huzursuzluk son haddini bulmuştu.

– Cemiyet için durmadan çalışırdım. 
– Testiyi kıran da dolduran da bir olurdu!
– Karşılık beklemezdim ki..
– Çalışmanda bir maksad ve menfaat ararlardı. 
– Siyasi partilere girer, mücadele ederdim. 
– İktidar da isen “vuruyor” muhalefette isen “memleket aleyhine bir dolap kuruyor” derlerdi. 
– Bitaraf kalırdım. 
– “Uyuyor” derlerdi.

İskemle dikildiği yerde bir iki oynadı. Çaresizlik içinde kıvrandı. Az sonra bulunduğu yere tekrar çöktü. Yanına yaklaştım, onu okşadım: 

– Üzülme, a iskemle! Otur oturduğun yerde. Senin maddende bir mana yok ama, hiç olmazsa , bizim maddemize karışmış olan o mikroplu ekşimiş maya da yok ya!


Şardağ, R. (1953, Ekim 4). Günübirlik/İskemle ile konuştum. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın