– Gir içeri basamaktan be çocuk!
– Ukalâlık etme sen bakalım!
İşte tramvayın basamağından, ihtiyar bir adamcağıza on dördünde bir çocuğun verdiği cevap. Bu hadisede, ihtiyar adam, hiç de ukalâlık yapmamış, bir ikazda bulunmuştu. Fakat bazı halde de gerçekten ukalâlığa tahammül edilmez. Ama ne zaman, hangi olayları, hangi hareketleri ukalâlık olarak vasıflandıracağız? İzahı tasvir ve fikri görüşlerle ispatı bir tarafa bırakıp müşahhas misaller vermek daha münasip olacak. Yalnız en başta şunu söyleyeyim: Bir hadisede tesbit ve müşahede ettiğimiz bir söz veya hareketin ukalâlık olması için taraflardan birinin değil, tarafsız müşahitlerin hükmü esastır. Bir katili bile bizzat yerde yatan maktul itham etmeye kâfi gelmezken, size yapılmış bir hareketi veya söylenmiş sözü bizzat siz tarafsızlıkla manalandıramazsınız. Bir kaç misal verelim.
Fikir adamıdır veya kendini öyle satar. Üç satırda bir “bence” der: Ukalâ! Akşam evine gelir. Bir gözü çoluk çocuğunda, bir gözü anahtar deliğinden komşusunun ahvalindedir: Ukalâ! Kendine göre bir takım prensipleri vardır ki herkes ona uysun ister: Ukalâ! Perihan Altındağ‘dır. Ses artistidir. Hatıralarını yazar, eh, ne diyelim, peki. Edebi müsahabeler yapmaya kalkar: Ukalâ! Alaturkacıdır; “Alafranga yere batsın” ukalâ! Alafrangacıdır; “Alafrangada musiki mi?” ukalâ! “Karıcığım, güzel pişirmişsin ama, biraz tuzu noksan” denebilir. “Efendim benim bildiğim patlıcan dolması..” ukalâ!
Neşeyi içki ile elde ettiklerini sananlara kızıp çatanlara iki yüz sene evvel Seyit Vehpi‘nin verdiği bir beyitlik cevap meşhurdur. Bu cevap, bütün ukalâlara bir sitem gibi gelir bana:
“Sende akıl var ise bir neşe tahsil et yürü
Alemin ta’n etme tiryakisine ayyaşına“
Ş Şardağ, R. (1953, Ekim 14). Günübirlik/Ukalâlığa sitem. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

