Kulak misafiri olmak ayıp mı bilmem ama, insan bazen bu ayıbı, pekalâ, zevk duyarak da icra ediyor. Önümde üç kadın oturmada. Gazino sakin, sesleri kulaklarımda. En şişman, kalantor olanı, sağ kolundaki dokuz tane bileziği şıkırdata şıkırdata:
– Şu parselâsyon ayırmak da bir dert. Uzayıp gidiyor. Ben bu altı yüz bin liralık arsamın azameti yanında sanki fakirin biriyim.
Zayıf olan akraba, bu servetten zırnık koklamamış olmanın verdiği ihtirasla ve gizli bir hasetle:
– Bir takım kooperatifler peyda oluyor. Yüksek fiyatla onlara satsan… Şişman zengin:
– İyi, iyi ama yeni imar plânına göre o yerler kıymetlenecek; biraz daha beklesem.
– Peki ama, hem kızcağız hasta, onu bir Avrupa doktorlarına göstersem diyorsun. Şişman kıvranıyor:
– Evet doğru, acıyorum kızcağıza. Ama mülkümü de kıymetten düşüremem. Küçük ve çelimsiz olan bir komşu kızı yavaşça:
– Ablacığım, bizim kapıda ve belediyede dostları olan (…) beyle görüşsek de iyi bir müşteri bulsak.
– Olur çocuğum. Fakat başka bir endişem var: Gayrımenkul ne zaman olsa paradır. Yarın için neler vadetmez insana?
Zayıfça akraba biraz daha yaranır, fakat kızar gibi:
– Ama, Hakkı Bey’i de kaçıracaksın. Ona sen küçük bir dükkân alıp, ufak bir sermaye temin etmelisin ki yar olsun. Şişmanı, yani altı yüz bin liralık serveti olan rahatsız mı rahatsız. Kızı hasta, Avrupa’ya götürecek; para lâzım. Hakkı Bey adında bir takıntısı var, para lâzım. Büyük arsalarını ufak ufak satsa, ifraz, tapu vesaire, hem iş uzayacak, hem de bu bölük pörçük paranın hayrını görmeyecek, hepsini toptan bir kooperatife satsa, yarın daha çok para etmesi mümkün olan arsaları ucuza gidecek. Hülâsa, altı yüz bin liralık servetin hatunun başına açtığı derdi görüyor musunuz?
Aman Yarabbi! Ne iyi olmuş da, fakir olmuşuz.
Şardağ, R. (1953, Ekim 18). Günübirlik/Çok şükür, fakiriz. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

