Dün, otobüsten, Hatay caddesine sapan köşebaşında inmiştim. Eve bir kaç durak aşağıdan binmek, oraya kadar devem eden yolu yayan yürümek istedim. Akşamın, serin, fakat temiz meltemleriyle saçlarım dağılmış, gözümde lezzetli bir duman, içimde yumuşak bir iyilik ve güzellik hissi, ilerliyor, Allah’ın şu bakir akşamından nasip almaya çalışıyordum. Tam bu sırada önümde giden bir anne ile kızın üzüntülü konuşmaları dikkatimi çekti:
– A yavrum, hiç kendi menfaatını düşünmüyor musun? Benim on sekizine varan bir kıza kalkıp da hükmedeceğim yok. Gelgelelim, annelik. Titriyorum üzerinde.
Küçük, hoş, şirin ve cazip bir kıza benzeyen çocuğu:
– “Hayır” diyor, “Anneciğim yapacağım, karışmasın kimse”
– Ama kendini hiç düşünmeyisine üzülüyorum. Annemi harap etme. Senin için evcek üzülüyoruz.
– Benim için kimse üzülmesin. Ben menfaatini düşünecek yaşta ve baştayım.
Bir aralık, annenin, tenhalaşan yolda, gecenin sessizliğine damlayan gözyaşlarını görür gibi oluyorum. Bu gibi hallerde ruhuma diken batar gibi bir şey olur. O sızlayan anne yüreği, o geleceği karanlık ve bulutlu görülen yavru her zaman olduğu gibi beni de meşgul etmeye başladı. Anne kızın, sakin caddede, birbirleriyle bir tek kelime konuşmadan, birbirleri için aşikâr olan şefkatlerini içlerine gömmeleri ruhumu ezdi. Yanlarına yaklaştım. Bu yürek, bu anne yüreği sanki benim yüreğime yapışıktı. Bu güzel, fakat mahzun kızın kederi ve geleceği, en çok hisseden bir yerimde derin akisler bulmuştu:
– “Anneciğim, sakın aklınıza bir şey gelmesin” diye lâfa karıştım, “Nedir üzüntünüz?”
Gamlı anne, gözlerimin içine doğru baktı:
– Siz kimsiniz?
-Ben annesi, babası, kız, erkek kardeşleri toprak altında yatan, bu sebeple herkesi anne ve kardeş bilen bir adamım. Sonra kıza döndüm:
– Bak yavrum, şu annenin biraz hakkı var. Meseleyi gerçi bilmiyorum. Hiç bir şeyden haberim yok. Ama bir sezgim olduğunu da inkâr etmem. Annen, senin için senden iyi düşünüyor. Onu dinlesene! Ço duygulu bir küçük kız olduğun aşikâr. Geleceğini hırpalar gibisin.
– Siz nereden biliyorsunuz?
– Seziyorum. Bildiğim bir şey yok.
– Peki ama, siz niçin bu kadar alâkadar oluyorsunuz?
– …
Sustum, okuyucularım. O haklıydı. Ben ne diye karışıyor, ne diye onlar kadar üzülüyordum. Dünyanın bütün ukalâlığını satın almakta, kendimi herkesten akıllı sanmakta ne kadar ileri gitmişim meğer.
– Niçin bu kadar alâkadar oluyorsunuz?
Ben, bu suale, kendi kendime şimdi cevap veriyorum:
– Niçin olacak? Ukalâlığımdan, bu rükuş aklımdan, kendimi herkesten daha uzağı görür sanmaktan. Hani dünyada salaklık bütün hudutlardan atılsa, gidip götürü pazar talip olacağım; Allah lâyığımı versin benim!
Şardağ, R. (1953, Kasım 4). Günübirlik/Ben bir ukalâyım. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

