Şakadır söylediğim

Dünyanın bilmem neresinde, yeni bir müsabaka yapılmış. Kazanan kızın resmini, dün gazetelerde gördüm. Son zamanlarda Avrupa’da ve hususiyle Amerika’da girişilen bu gibi yarışmaların çok çeşitli örneklerini görmüş, okumuş ve öğrenmiş bulunuyoruz. Bir defa bütün bu müsabakalarda mevzunun kadın olması, işin başlıca hususiyeti. Saniyen, kadının meselâ ruhu, fikir hayatı, ihtirasları veya zekâsı falan değil de doğrudan doğruya vücudu yarış masasına arzolunuyor. Öyleyse gelsin vücut müsabakası!.. Bundan bıkıldı, haydi göğüs müsabakası!.. 

Daha sonra, sırasıyla plâj güzeli müsabakası, şirinlik müsabakası, seksapel, yani efendim, Türkçesi bizi hayvanlaştırıcı cilve ve işvelerinin müsabakası, dudak, göz, kalça, bakış… Hülâsa hatun vücutlarında yarışa çıkarılmamış taraf kalmadı gibi birşey. İşte gazetede fotoğrafını seyrettiğim dilber de bir müsabakanın birincisi. Hangisinin mi? Bel, efendim, bel!.. Bu kızcağız da ince fakat mütenasip bir bele sahip olmada birinci gelmiş. Bel deyip geçmeyin. Bir defa umumi olarak vücudumuzun en nazik uzvu odur. “Belim kırıldı” deriz. Perişan olduğumuzun resmidir. “Belim büküldü” diyen birisini hayatın sillesini yemiş olarak mütalâ ederiz. Kahır karşısında, düşman karşısında sarsılan mukavemet ve açılan gedik, “bel vermek” tabiri ile karşılanır. “Bel kırmak” hürmetle eğilmek manâsına geldiği kadar anadan doğma uşaklık heveskârları için de söylenen bir sözdür. 

Kısacası, “belinde iş kalmayan insan” hep biliriz ki, ameli olarak sıfırı tüketmiş demektir. Kadın veya genç kızdaki bel ise türlü türlüdür ve her şeklinin düşündürdüğü ayrı bir manâ vardır. “Efendim bel kalın olmamalıdır”. Doğru bir söz. Ama bu kalın bellerin de kısımlara ayrıldığını görmekteyiz. Kütük gibi olanı, yüklüsü, oturaklısı, semerlisi, kubbelisi hatta bazen “hükûmet gibi kadın” dedirtecek hacimde olanı vardır. Türlü mizaçtaki insanlar için bu çeşit bellerin hususi bir değeri veya değersizliği olabilir. İncelere gelince: Klâsik devrin hayâl ettiği o “serv-i revan” denilen tipler zamanımızda da moda olmuştu. Ama bu inceler çeşitlidir. Lâle bel, kemer bel, değnek bel, sırık bel, balık bel, kıl bel vesaire.. İşte, fotoğrafı görülen bel güzeli, bence ince sınıfına giren bütün bellerden birer hususiyet taşımakta. Yalnız, işin en acı tarafı şu: Bu dilber sınıfında o güzel ve ince beller mevcut oldukça biz talihsizlikten belimizi doğrultamıyoruz. 

Ne diyelim, Allah encamımızı hayra çıkarsın. 


Şardağ, R. (1953, Aralık 5). Günübirlik/Şakadır söylediğim. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın