Sabık dostum Müsteşar beye ait yazımı kastederek, dün, biri ecnebi olmak üzere tam dokuz vatandaşımızdan tebrik ve teşekkür telefonu aldım. Benimle alay mı ediyorlardı, doğrusu pek anlayamadım. Öyle ya; müdürlük iskemlesinden hakkı olan Müsteşarlık makamına yükselen bir kimseyi bir defa önemli günleri içinde tebrik edip -velev arkadaşım olsun- cevap yazmaya mahkûm etmek pek kaba bir hareket olurdu. Ben bu kabalığı yapmış, üstelik gelen cevabı beğenmeyerek gazete sütununa geçirmiştim. Bu da ikinci olarak kırdığım pot değil mi? Sanki on senedir bütün ruhumla bağlandığım Divan Edebiyatı bana hiç bir akıl vermemiş gibi, kalkıp, yüksek makamlara çıkanlarda vefakârlık arıyorum. Beşer tarihinde cefaya, nisyana doğru meyleden ezeli ibreyi değiştirmek gibi bir küstahlığa teşebbüs ediyorum. Sizler ey bir kısım dostlarım, bir kısmı şahsen tanımadığım okuyucularım, nasıl, nasıl beni tebrik edersiniz? Her halde hiddete kapılıp da haddimi bildireceğiniz, büyükleri rahatsız etmemi ayıplayacağınız yerde şakaya getirerek alay yolunu tercih ettiniz, değil mi? Doğru, doğru; ben de kendimi, bilemezsiniz şimdi ne pişmanlıklar içinde, ayıplıyorum. Dünkü üstatlarıma Nabi‘ye bir bakın: “Aşık” diyor, “babasının hayrına mı vücudunu yoketmeye, ölmeden evvel çürütmeye çalışır? Tabutta ağır çekmesin, kimseye yük olmasın; bunu ister”.
“Aşık ifna-yı vücut eylemeden kasdı budur
İstemez kimseye bâr olduğunu tabutun”
Alayınız beni yaraladı dostlarım! Tuh olsun bana, bir daha haddim olmayan şeylere burnumu sokarsam!
Şardağ, R. (1953, Aralık 20). Günübirlik/Gene o cevapla alâkalı. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

