Şu motorlu tren mi nedir, ilk defa biniyorum; bir acayip geldi bana. Sizi İzmir’den sabah yedide alıp gecenin yarısı, yani 23.20’de Ankara’ya bırakıyor. Bu suretle trende sabahlamaktan kurtulmuş oluyorsunuz. İşte bütün fazileti otobüste gider gibi bir koltuğa -daracık- kuruluyorsunuz. Tam on beş saat kazık gibi oraya mıhlanacaksınız. Ötekilerde koridor var, çat kapı, vurup çıkmak, pencere açmak, sağınıza solunuza bakınmak, ileri geri seğirtmek, hülâsa hareket etmek var. Bunda ise, tam maaşla tekaüt olandan beter bir çökmüşlük ve kımıldamazlık içindesiniz. Ayaklar şişer, içiniz sıkılır, üç kişiden gayri kimseyi görmezsiniz. Şu var ki istim yoktur, kirlenmezsiniz. Ama “Güle güle kirlenin” diye beyhude mi söylemiş atalarımız! Sağ olup da kirlenmek, yani su iktiza etmek kadar bahtiyarlık olur mu? Diyeceksiniz ki, o canavar çığlıklı düdükten eser yok hiç olmazsa. Yok ama, kulağınız yine rahat değil. Bir bakıyorsunuz, kedi yavrusu gibi miyavlıyor, az sonra, birdenbire sıçan gibi vikvikliyor, biraz gidiyor, fino yavrusu gibi havlıyor. “Ya kazandığınız bir gün?” diyenleriniz bulunabilir. Hangi gün efendim? Ertesi gün varamayıp da gece yarısı varmakla ne kazanılmış olabilir? Bu saatten sonra bir daireye mi gidip iş takip edebiliriz? Bir okula kaydımızı mı yaptırabilir? Uykularını haram etmek istemiyorsak eğer, eş dostu mu uyandırabiliriz? “Gittiğimiz yerde çektiğimiz uyku, trendeki pineklememizden daha fena değildir ya!” Fakat herkes sizin gibi uykucu mu bakalım?
Sevgili okurlarım, şu motorlu tren medeniyette bir ilerleme, bir tekâmüldür değil mi? Bakın, kalemim, onu nasıl da kötüledi! Mahsus yazdım bu yazıyı; örnek olsun diye. En iyiyi, en kötü göstermek nasıl mümkün olduğu anlaşılsın diye.
Şardağ, R. (1953, Aralık 24). Günübirlik/Yolda giderken. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

