Dün bahar mı ona, o mu bahara karıştı, yoksa ben mi hülyama dolandım; anlayamadım. İlk yaza gidebilmelerini kutlamak için kırlara taşanlara imrenerek bir dostla telâki (buluşma) zarureti içinde, önü çayırlığa bakan bir kahvede oturmuş, dışarıyı seyrederken tâ karşımda, güneşin sıcağına katlanmak istemeyen yirmi beşini aşkın bir tazenin yeşil robu gözlerimi oyaladı. Sol eliyle yeşillere bürünmüş olan sık yapraklı bir dalı itelerken sağa doğru hafifçe meyleden öteki narin kalçası üzerine plileri düşmüştü. Profilden görebildiğim beden yapısına, bu hây ayrı bir çeşni katıyordu. Tabiatın tuhaf, hatta cömert bir tecellisi mi diyeyim bilmem, ben bahardan uzak olduğumu sanırken yeşile özlem çeken gönlüm, “Al sana yeşil!” diye tıka basa doyurulmuşa benziyordu. Kıvrımlı, yeşil bir tayyör.. Siyah saçların dalgasıyla meyil veren baş portresini, kıvrık kirpiklerini uçları arasından hayâl meyâl görebildiğim yeşil, buğulu gözler tamamlıyor. Çağla mevsiminde, içinizden serin bir iştah rüzgârı estiren bu gözlerin sahibinde bugün bahar olmayan ne var ki!..
Fakat, ya o, sol eliyle tuttuğu yeşil yapraklarla donanmış dalların şehrayini (şenlik) nedir? Dal, dal olduğunu bileli böyle bir bahtiyarlığa ermiş midir? Ama beni bu türlü bir manâ yeşilliği içinde mağlup eden renk miydi, ten miydi? Günü gönlümü serin serin ve yeşil yeşil eleyen sihir kime aitti? Hoş bir eziklik, ılık bir içtenlik ve buruk bir kendini bırakış içinde, bu işin idrakine ulaşamıyordum.
Dün, bahar mı ona, o mu bahara karıştı, yoksa ben mi hülyama dolandım; anlayamadım.
Şardağ, R. (1953, Mayıs 5). Günübirlik/Yeşil’e övgü. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

