Çene sesine halâ itibar edenler musikimizi tanımayanlardır
Türk musikisinin klâsik dediğimiz dalı ile halk müziğinde teganni ederken çıkarılan sesleri, bizde, pratik olarak dörde ayırmışlardır: Gırtlak-hançere sesi-kafa sesi-çene sesi gibi. Göğüs sesi deyince, şöyle bir sual akla gelebilir: Kuvvetini göğüsten almayan ses var mıdır? Şüphesiz ki yok. Küçük kan damarcıklarının hayat taşıdığı iki mühim uzvumuz içinde, kalpten sonra gelen ciğerlerimiz sesin ilk beslenme kaynağıdır.
Fakat eskilerin göğüs sesinden maksatları bütün kuvvet ve hamle gücünü ciğerlerinden alan sesti. Ciğerler körük gibi şişirilir, bilhassa meyanlarda göğüsten gelen soluklar hançerede hiçbir engele uğramadan ağızda patlar, geniş tarrakalarla havaya savrulurdu. Bugün mikrofonun ve radyonun icat edildiği, en uzaklara kadar sesimizi duyurmanın başka yollardan temini mümkün olduğu bir zamanda göğüs sesine pek de lüzum kalmamıştır. Gırtlak sesine gelince: Göğüsten hafifçe gelen sesin ilk süzüldüğü yer gırtlak, yani hançeredir. İnsan soluğunun ses haline gelmesi, buradaki ses kiriş (Cord vocal)lerin ihtizazatına bağlıdır. İşte insan sesinin bütün inceliği bu telleri idare edebilmesine bağlıdır. Tiril dediğimiz, yumuşak, seri ve ânî ses titreyişleri burada meydana gelir. Lıkır lıkır dökülen bir su sesinin şırıltısını andıran gırtlak nağmelerinin yapıldığı yer burasıdır. Bu telleri gırtlak nağmesi yapıyorum diye fazla gerenler, Müzeyyen Senar‘ın bir sürü mukallidinde görüldüğü üzere sert, yırtıcı sesler çıkarırlar. İşte bu noktalarda, kafa sesi dediğimiz şey imdada yetişir. O adeta ses irademizin ta kendisidir. Kâh ses iktisadına baş vurarak kâh dalga dalga yükselerek, göğüsten gelen solukları ses kirişlerini incitmeden yumuşak sürtüşmelerle (frottement) dışarıya aksettirir. Kafa sesi itiyadını edinen bir solist için, devrilmeyecek hiç bir melodik dağ yoktur. Öteyandan bir de çene sesi dediğimiz halâ bazı muhitlerde itibar gördüğüne elemle şahit olduğumuz çirkin, bayağı solisti öldüren bir ses vardır. Yüksek bağırma yarışında muvaffak olamayacağını anlayan dünkü hanendeler, işi çeneye dökmüşlerdir. “yay, yay, yay” diye çenelere ezile büzüle paçavrası çıkan ses ve sözlerin gûya oktavından düşmeden tegannisine çalışılır. Halbuki insan sesini bayağılaştıran tedbirler arasında bundan daha beteri yoktur. Düz, ses tirilli ses, nağmeli ses, kalbî ses dedikleri iktisat edilmiş ses; hülâsa bunların hepsini birden temin edebilen kafa sesi dururken, Ermeni hanendeleri devrinden kalma bu pis ağızdan, yetişmekte olan solistlerimizin azamî çekinmelerini tavsiye ve temenni ederim.
Şardağ, R. (1953, Mayıs 7). İzahlı Radyo Programları ve Güfteleri / Musikimizde sesler: Çene sesine hâlâ itibar edenler musikimizi tanımayanlardır. Ege Ekspres Gazetesi, s. 4.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

