Dün geceki konser

Kardeşim ve anamın hemşehrisi Dr. Alâeddin Yavaşça‘yı dün akşam hem sayıca, hem manaca büyük bir kalabalık Venüs Açıkhava Sineması’nda bağrına bastı. Küçük Çiftlik’in, daha bir ay önce, bir yıllık sahne konseri karşılığı, bir milyonunu reddeden bu genç doktor, bu üstat sanatkâr, “Ben ecdadımın sanatını lekelemem” diyordu. “Lekelemem” ne demek, dün gece ecdadına saygıyı, şeref bayrağına ulaştıracak kadar yükseklere eriştirdi. Aynı zamanda Cenub’un bu sıcak mayalı evlâdı, iyi bir besteci olduğunu bir kere daha ilân etti. Kendi eseri olan ve narin bir kumaş üstüne nakış gibi işlenmiş rast medhalini üstad, sazların maneviyatı dillendiren nağmelerinden bize zevkle dinletti. Bunu, bizim Bethooven’imiz olan Dede İsmail Efendi‘nin meşhur kârı-ı nev’i takip etti. “Gözümde dâim hayâl-i cânâ” diye başlayan ve “yeni kâr” manasına gelen eserinde, Dede, “hep bilinen şekilde olacak değil ya, bu da bana mahsus bir iş” demek istemiş, musikimizde en büyük inkılabı yapmıştı. Türlü makam ve modülasyon örgüleri içinden rast şehrinin kale kapılarını zorlayan bu eser, üstadın rahmet ve şefkat dolu hançeresinden, Dede‘yi mezarında bahtiyar uykulara daldıracak şekilde döküldü. Artin Ağa‘nın rast makamında yürük semai ikaında ve müstezad şeklindeki bestesi: “Kûyinde figânımla..”sı, Bolahenk Nuri Bey‘in aynı makamdan “Mâilim bir nazlı yâre”si Lem’i Atlı merhumun ve fakirin birer rast şarkıları da okunduktan sonra doktorun kendi bestesi olan: 

“Ben güzele güzel demem 
Güzel benim olmayınca”

şarkısı Karacaoğlan‘daki aşk ve ritme yakışan okşayışlarla ruhlara serinlik serpti. 

Programın bu kısmında Yavaşça, dillerden düşmeyen, kalitece de her dem vekarı üstünde şarkılara geçecekti. Buna geçit vermek üzere saz eserlerine girildi. Bağdat’ta istemeyerek ve inciterek gönderdiğimiz saz musikimizin büyük keman virtüozu bestekâr Cevdet Çağla ile Nato Güneydoğu Kara Kuvvetleri Komutanı’nı ağlattığını gözlerimle gördüğüm İstanbul Radyosu’nun gözbebeği mesabesindeki Mehmet Kutlugün‘den mürekkep heyetin, mızrap ve arşelerinden haysiyet fışkıran bir çalışla icra ettikleri saz eserleri ve Çağla‘nın hassasiyet hamulesiyle yüklü taksimini müteakip içinde Rakım Hoca‘mızın, “Bir gün ne olur, gel beni busenle sevindir” gibi pırlanta eseri de bulunan hüzzam, uşşak ve bayati eserlerden mürekkep program bu Akdeniz kıyısından, manalı ve derin uğultulu alkışlarla ruhların hazzını dışarıya taşırdı. Konser esnasında Niyazi Sayın, Selman Şükür ve Mehmet Kutlugün‘ün taksimleri de değişik teller ve kamış içinden gelen ilâhî sesler gibiydi. 

İzmir, Alâeddin‘i beş sene sonra büyük heyecanlarla dinlemiş bulunuyordu. Kim bilir, bir daha ne zaman görecek!


Şardağ, R. (1958, Ağustos 3). Günübirlik – Dün geceki konser. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.   


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın