
Sayın Tansu Çiller, Başbakan oldu. Sevinecek olanları teker teker saymaya ve düşünmeye çalışalım: Kendisini ilk keşfeden Süleyman Bey. İstanbul başta gelmek üzere yurdumuzdaki tüm Doğru Yol Partisi delege ve üyeleri, yıldızlamalarını her gün havalardan kaptıkları nemlerle değiştirseler bile ille de Çiller demek isteyen basın… Daha da sayabiliriz, bizce en çok sevinenler, yurdumun kadınlarıdır. Çektikleri çileler arasında kendi cinslerinden bir başbakana kavuşmalarının bayramını kutluyorlar. Kadınlar… Kendilerine, yasalarda hâlâ “karı” denilenler…
Kadınlar!.. İslâmcı geçinenlerin, Kur’an’a eğilip gerçekleri yansıtmadıkları için, hâlâ üstlerine kuma üstüne kuma getirilenler!..
Kadınlar!.. Sevilmeye, korunmaya, arkadaş, eş olunmaya layık kadınlar. Dünyamıza umut ve ışık doldururlarken devlet kapılarında horlanan annelerimiz, kız kardeşlerimiz, bacılarımız!..
Cebeci’de eski Gülhane’de yatıyorum. Her gece, karşı gecekondulardan gelen, dayak yemiş kadın inlemeleriyle kahrolurdum. Yurdumun her köşe bucağında dövülen, ezilen kadınlar ve de bugüne kadar olanlar için kıpırdamamış, mışıl mışıl uyumuş, sözde kadın dernekleri, kadın hakları(!)nı savunur vakıflar!.. Partiler, partiler…
Mahkemeler… Evli erkeklerle ilişkilerinin çeşitleri basında yansıyan ve cinsel delilikleri, kendi ağızlarından yayılmışken hoş görülen kadınlar… Koca dayağından ve açlıktan kurtulmanın yolunu bir başka erkekte aradığı için tutuklanan, sergilenen kadınlar… Kadın döven bir soytarıyı yargılarken, “Kadının belinden sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksiniz” diyen hâkimlerin bulunduğu ülkede yaşayan mahkûm kadınlar…
Yıllar önce Tevfik Fikret’in “Elbet sefil olursa kadın, alçalır beşer” deyişinin üzerinden yıllar geçmiş. Türkiye’de bunca değişik parti iktidara gelip gitmiş. Ne ki şair Cahit Külebi, hâlâ ağlıyor;
“Ben ölürsem benim için değil,
Kadınlar için ağlayın.”
LAFA BAK LAFA
“Karı gibi ne ağlıyorsun be!” ya bu yusyumuşacık, bu anne sıcaklığında, bu sevgililer sevgilisini ağlatanlara hiç laf yok mu?
“Kadının fendi erkeği yendi.”
Ne zaman yenmiş ki? Kısa süreli bir ilişki anının sonralarında o; yine horlandıktan sonra..
Devlet dairelerinde memurların “bey bey!” diye bağırdığını duymazsınız, ama poposunun altına resmi bir iskemle uydurabilmiş erkek memurların dilinden, şu horlayıcı, aşağılayıcı bangırtıyı hep duymuşsunuzdur.
“Hanım, hanım!” “Bayan, bayan!” Halbuki bütün şiirler onlara! Bütün şarkılar onlar için. Romantik Saffet Nezihi, “Servet-i Fünûn”culara tercüman olmuş:
“Bütün hayatımı onlar verir de ben, yaşarım.
Kadınlar olmazsa öksüz kalırdı eş’ârım.”
Büyük mü büyük, sevgili mi sevgili Atatürk; kardeşlerimiz, annelerimiz, eşlerimiz ve de kızlarımız için bütün kapıları açtı, ama biz tıkadık.
İLK KEZ
Evet, ilk kez güzel bir hanım, makyajında, göze batarlığı, belirsizliğe dönüştürmüş bir hanım… “Şefkat”i, “şevgat” yapmasından başka yanlış olmayan, konuşmasını yüreğiyle sergileyen bir hanım… Evet, sırıtmakla, somurtmanın ortasını tutturabilmiş, biraz romantik, ama ülkücülüğünü mıhlayan bir hanım iktidarda ve bakanların başı..
Onu bekleyen hizmetlerin bini bir para… Başta Milli Eğitim olmak üzere nitelik bekleyen bakanlıklar… Sosyal sefalet… Enflasyon… Memurlar, emekliler, işsizler.. İşçiler… Allah’sız, vatansız terör… Atatürk’ü aşındırıp kendilerine birer köşe kapma yarışında olan “2.Cumhuriyetçi”, eski Marksistler…
Ama ille de kadınlar, kadınlar! Güzel, çirkin, şanslı, şanssız, öğrenimli, öğrenimsiz, yoksul, varlıklı.. Horlanan, horlanan kadınlar!..
Şardağ, R. (1993, Haziran 17). Kadın Başbakan ve İlle Kadınlar. Milliyet, s. 19.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

