Dün İkiçeşmelik Caddesi’nin meşhur dar ve tıkanık yokuşundan inmeye çalışan otobüsün içindeydim. Yarı yolda üç çocuklu bir karıkoca içeri girdi. Bir zatın kadına verdiği yere hatuncağız hem kendisini hem de iki çocuğunu, ancak ana olanların kavrayabileceği bir hesap ve plân dairesinde yerleştirdi. Baba, üç yaşlarındaki kızı ile ayakta, bir tarafa çarpmamak için çırpınıyor. Onun tam önünde ilk sıraya iki talebe oturmuş; yaşları on sekiz sularında. Bacaklar zaviye kurmaktan vazgeçip hattı müstakim üzere uzanmış. Çantalar büküle büküle borazana dönmüş, ağızlar bozuk ve yayık. Ha merhamete gelirler, ha şimdi kalkarlar diye bir ümit içinde bakınıp durdum. Tam bu sırada, adamın kucağındaki çocuk yetmezmiş gibi, ananın kucağındaki de “Babama gideceğim” diye tutturmaz mı? Karıkoca çaresizlik içinde kıvranırken ben yine kalplerinde insaflı bir taraf kımıldamıştır ümidi ile iki kovboy tipli delikanlıya bakıyorum. Bir aralık, onları beklemeden, ukalâlık denileceğini de düşünmeden, yavaşça birisine doğru eğildim:
– Adam çok zorda, bari biriniz kalksanız da…
At kişnemesinden farksız bir kahkaha ile cevabımı alıp susmuş gibi içlerinden biri hırslanarak şöyle bir dikildi ve sonra: “Nereye” diye bağırdı; “Nereye kalkacakmışım!”. Tam bu sırada onların arkasında oturan gün görmüş olduğu besbelli bir ihtiyar, gözlükleriyle onları iyice süzüp omuzlarına vurdu ve aralarında şöyle bir konuşma geçti:
– Ne dediniz?
– Nereye kalkacağız diye sorduk, anlamadın mı?
– Şey, anladım, ama size kalkacağınız yeri söyleyeyim: Yemliğe!
Şardağ, R. (1953, Nisan 26). Günübirlik/Buyrun yemliğe. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

