Bugün radyolarda neler dinleyeceğiz?

İstanbul Radyosu’nda kardeş bolluğu – Atatürk’ü ağlatan türkü – Zehra Bilir’in plâkları ne oldu? Piyasa musikisini nasıl ayıralım? – Can Akşit’in baremi

İstanbul Radyosu’nda bugün, 13.45’te yeni iki kardeşi dinleyeceksiniz. Coşkun kardeşler mi? Değil. Taşkın kardeşler mi? O da değil. Erdem kardeşler mi? Hayır bu, o da değil. Efendim, bu seferki Göçmez kardeşler. Bunlara bir de Karaböcek kardeşleri, sonra İzmir’de özenti olarak uydurulan Güler kardeşleri eklerseniz bir düzineyi tutacak. Bizim esnaflar arasında bir dert vardır. Senelerce bakkalsız veya kasapsız idare edilen çok küçük mahalleye bir adam gelip bakkal dükkânı mı açtı, şıp yanına bir tane daha, hop onun yanına bir tane daha. Böylelikle ev adedinden çok bakkal adedi olur. Bu kardeşler faslı da bizde buna benzedi. Çoğunda ne bir ses iştiraki, ne de ses mümtaziyeti. Pek komik olmuyor mu?

Bugün Ankara Radyosu’nda 20.30 seansında okuyacak olan Cevriye Ceyhun‘un programında Büyük Atatürk‘ün sevdiği ve bizzat kendisinden gözyaşları içinde dinlediğim bir Rumeli türküsü vardır: Radyolarımız, malesef bu türkünün ilk mısraındaki birinci kelimeyi yanlış okuyorlar. Aslı şöyledir: 

“Verin benim bağlamamı çalayım
Çalayım da zarı zarı ağlayım
Bilmem neye gözyaşımı sileyim
Çalayım da zarı zarı ağlayım

Ağlaya ağlaya yüreğime kan doldu
Siyah da zülfün pembe yanak üstüne ben oldu”

Ankara Halkevi’nde 1937 senesinde, Büyük Ata’nın ölümünden bir yıl önce, Atatürk bir Rumeli türküsünün güzel bir okuyan tarafından kendisine dinletilmesini istedi. Yüksek tahsil gençliğinden kız ve erkek etrafını alanlar, “Ben okuyayım Ata’m” diyerek birer birer atıldı. Fakat Dâhi hiçbirini beğenmedi. Nihayet usûl, yani düm tek vurarak bizzat okudu. Gençlik yıllarının bütün hatıralarının yaşadığını bize göz yaşları içinde nakletti. 

İzmir Radyosu’nda plâk neşriyatı

İzmir Radyosu, Türkiye’nin tanınmış ses san’atkârlarının, plâğa veya tele alınmış eserlerinden sık sık özel programlar yapıyor. Bu güzel bir şey. Fakat bu arada zahmet edip de getirttiği Can Akşit‘in programına ne buyurulur? Ses bareminin en düşük hanesinde bulunan Can Hanım’ın eserleri yerine daha başka kıymetlerden faydalanmak mümkündü. Öte yandan hatırımda plâğa alınan bütün eserlerini radyoya hediye etmişti. Bunların çalındığını hiç duymuyorum. Yoksa halk türkülerini kaynağından için bize tanıtttıran Anadolu’nun zengin folklorunu uyandıran bu gayretli ve orijinal kadının eserleri kayıp mı? Radyonun sempatik müdürüne bu noktayı hatırlatmak isterim. 

Fransa’da fırçalarıyla eğildikleri tablolarına ömürlerinin büyük kısmını katan san’atkâr ressamlar yanında, kabare eğlence yerlerini süsleyen kartpostal yapan ressamlar vardır. Bunlar, çırpıştırma kalitesiz ressamlardır. Fransızlar bunlara “Pompier ressamı” derler. Öte yandan bir de orada kabare müziği ile sanat müziği vardır. Bize gelince edebi roman yanında, bir piyasa romancılığı olduğunu herhalde kabul edersiniz. İşte bir de bunun gibi piyasa musikisi vardır. Ne yazık musikimizde bazı müisyenler, bildiğimiz notları ve usûlleri kullanarak şarkılar bestelerler. 

Makam sağlamdır, not yanlışsızdır ve mantıksızlık yoktur. Batutalar sağlam, usûl yerindedir. Fakat onların bütün bunlara rağmen, seviyesi üstün eserlerden ayrılan tarafları olduğunu inkâr edemeyiz. Nedir bu ayrılan taraflar diyorsunuz, pratik olarak anlatayım: Esere cumburlop girerler ve daha ilk batutada bütün cevherlerini yumurtlarlar. Keçi gibi meler veya pis pis ulurlar. Ağırbaşlı değil, zirzopturlar. Derimize, etimize çarpar, ruhumuza giremezler. İşte piyasa musikisinin belli başlı karakteri budur. İlmî izah cihetine gitmiyoruz. Çünkü ne yerimiz, ne de günlük gazeteci prensibimiz buna izin veriyor. 


Şardağ, R. (1953, Mart 24). İzahlı Radyo Programları ve Güfteleri / Bugün radyolarda neler dinleyeceğiz?. Ege Ekspres Gazetesi, s. 4. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler… 

Yorum bırakın