Dün, Türkiye’de Türk’ün ve halkın ebedi olarak hükümran kalacakları hakkındaki fikrin bayramı idi. Ötekileri gibi en temiz ve çalak hislerimizle, neşe içinde kapadığımız bayramın bugün ertesindeyiz. Dünkü çoluk çocuk sevincine karışan hareketli ve canlı saatlerin sonunda ruhlarınızı bu sabah şöyle bir kenara çektiniz mi? İçe eğilen gözlerle şu bayram üstünün psikolojisini yokladınız mı? Damakta kalmış yarım bir tat, biraz yorgunluk vücudunuzu dinlenmeye bırakmak isteyen bir gevşeme hali. İyi düşünülürse ve hafızalarınızın kapılarını biraz aralarsanız, göreceksiniz ki her şeyin ertesi biraz budur. Bir maçın ertesini hatırlayın: Dün havaya sallanan bacaklar, savrulan saçlar ve gerilen dizler yerine bir yığın lapalaşmış et. Bir felâketin atılmasını müteakip olan şey nedir? Omuzlardan aşağıya doğru adeta ruhunuzu da sürükleyen eziklik ve isteksizlik, ani bir müjdenin ertesinde ruh haletiniz ne civardadır? Diri asaplar yerine, kendini baygın bırakış. Tıpkı bunun gibi sarhoşluğun ertesinde mahmur, her talihsizlik sonunda kambur, şehvet gecesinin ertesinde hamursunuz. Ama ne kadar sürer bu haliniz? Öyle bir beşer treninin yolcularısınızdır ki her istasyonda bir yeniden teravetinizi takınacak gevşeklik, sıkıntı ve üzüntülerinizi pijamanızla birlikte atacaksınız. Nereye kadar? Tâ hayatın ertesine kadar.
Alışmak, her şeyin ertesinde sırtınıza keder yükü de binmiş olsa, yeniden davranmak lâzım. Baksanıza dostum Âşık İzzet, ne yaman söylemiştir:
“Dert treni işletiyom yollarda
Binenler istasyonuma gelsin”
Şardağ, R. (1953, Nisan 24). Günübirlik/Ertesinde. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

