Dün dostum Başyıldız’la birlikte, Konak’tan Basmane otobüsüne binmek üzere iken, tam önümüzde duran sevimli bir fayton dikkatimizi çekti. Tekerlekler üzerine rastlayan çamurluğu, akşam güneşinin kırmızısı ile biuraz daha cilâlanarak gözlere çarpmadaydı. Pırıl pırıl bir temizlik, koltuklar gıcır gıcır, fenerinden beygirlerinin koşumuna kadar her haliyle insanda hemen için atlamak ve keyfince kurulmak hevesini uyandırıyor. Nitekim öyle de yaptık. Heybetli sakalı göbeğine kadar inmiş, yetmişi aştığı halde miyadı hâlâ dolmamış arabacının havada şahane kamçı şaklatması, işe tam bir eski zaman arabasında olduğumuz çeşnisini veriyordu.
Yol boyunca düşündük. Şimdi, inkılâbı ve ileriliği dillerine sakız ettikleri halde şuurlarına gerçek mana ve hacmi ile indirememiş olanlar için ne geri bir hareketti bizim yaptığımız. “Efendim, şu teknik, motör devrinde araba mı?”. Peki ama biz bir yere yetişmiyor, felekten aheste bir akşam safası çalmak istiyoruz.” Eski zamana karşı bu ne bağlılık? Terakkiye mani olur bu hal!” “Bir milletin terakkisi, dünden getirdikleri tarihte bırakmak, yeni hamlelere atılmaktır.” Pişşt demek lâzım bu görüşe! Bir milletin tarihi, mahallenin hamamından çıkarken bıraktığı takunya değildir. Bu toprağa, tarihimize sadık kalabildiğimiz nisbette sağlam basabiliriz. Demiyoruz ki Deli Mustafa‘nın maskaralıklarını çocuklara nakledelim. Hatta demiyoruz ki, Fatih‘in iktidar için evlâtlarını öldürmeyi bile mübah kılan kanunu ile övünelim. Fakat bu Süleymaniyeler, bu Dede Efendi‘ler, bu adaletin kahramanlığın mümessili Kanûnî’ler, ilk demokratik müsamahayı idare hayatına tatbik eden İstanbul fatihi Sultan Mehmet’ler, san’atı Rönesans’ın büyük İtalyan prenslerinden daha çok himaye etmiş olan münevver padişah III. Selim’ler, ya bunları ne yapacağız, ilerici beyler; hamamda mı bırakacağız?
Bunun gibi bizi medeni terakkiden alıkoymayan güzel geleneklerimizi unutalım mı? Büyüklerimiz karşısında bugün elpençe divan durmanın bir manası yok şüphesiz. Fakat neş’e lâzım diye, bacak kadar subyanların saygıyı elden bırakıp, yaşlı başlı insanların yanında pişmiş kelle gibi sırıtmalarını mi isteyelim?
Ey eski zaman arabası ruhumuzun bir parçası her zaman seninle beraber olacaktır.
Şardağ, R. (1953, Mayıs 13). Günübirlik/Bir eski zaman arabasında. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

