Geçenlerde İzmir’in sevimli ve popüler siması, gözlükçü Asım’a kırılan gözlüğümü yenilemek için gitmiştim. Bu derin duyuşlu ve sezgili arkadaş şaka yollu “Nedir telaşın?” dedi, “Görecek o kadar mühim şey mi var dünyada?”
Ben bu sözün uyarışıyla büyük âmâ şair Âşık Veysel‘e uzandım. Bir gün Ankara’daki evimde onun lokmalarını doğruyor, görmeyen gözlerinden yana bir eksiklik duymamasına çalışıyordum. Bir aralık kendi nam-ı hesabına çektiğim elemimi mi hissetti, nedir; elimi tuttu, şarkın vefakâr insanlarında beliren o sıcak tebessümünü de çopur, fakat sevimli yüzünden ayırmayarak, “Üzülme, Rüştü Bey kardeşim..” dedi, “Görünürde bir iş yok. Ben görünmeyeni görüyom bana yeter!”
Şu gözleri dış dünyaya kapanan şairin iç âlemine eğilip, oradan çıkardığı cevherleri görmezlikten gelebilir miyiz? İki değil ya, senin, hani sekiz tane gözle dahi baksan, zırnık göremediğin bu dünyada onun bir asırdır gelip geçmiş halk şairlerinden hiç birinin göremediği müşahede etmesi karşısında bir şey ayan oluyor: Görme denen şey izafîdir ve biz sade gözümüzle görmüyoruz. Elleriyle gören yok mu? Bir defa elini sıktığı insanın karakterini okuyan? Ayağı ile gören yok mu? Ayak bastığı yeri, cıcığını çıkarırcasına tanıyan? Ve nihayet Âşık Veysel gibi soyulmuş, sade ruh kalmış bir gönülle, kâinatın cameziyülevvelini gören insanlar da var.
Her bakanın görmediği, her bakmayanın çok şeyler gördüğü bir mütearife (ortak düşünce) olmalıdır!
Şardağ, R. (1953, Mayıs 20). Günübirlik/Gözlükçü Asım’ın hakkı var. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

