İzmir Radyo Müzik Şefi hakkında
Özbeöz Türk sazı – Avrupa’ya biz öğrettik – Narin bir saz – Okunmayan imza
Matbaaya uğrayamadığım son günlerde okuyuculardan gelen iki ayrı mektup benden iki mesele üzerinde fikrimi soruyor. Bunlardan Karşıyaka’dan Lâmia imzasıyla mektup gönderen okuyucum Zurna ve Lâvta Türk musiki âletleri midir? diye soruyor ve biraz izahat istiyor. Zihnimde kalanları, bu mevzu ile alâkalı eserlerden de faydalanarak bu sayın okuyucuma bildireyim.
Son zamanlarda İstanbul Radyosu’nda değerli müzisyen Mesut Cemil Tel‘in çaldığı Lâvta, Farsça’da “Berbat” adını aldığı ve 13. asırda çalındığı malûm olan telli bir sazdır. Fakat Acemlerden önce bu sazı Arapların kullandıklarını, Batılı kaynaklar kabul ediyorlar. Ud’a benzeyen, zamanla 12 telden 20-30 tele kadar tel sayısı çoğalan bu çalgıyı, Araplar meşhur Avrupa’ya doğru istilâ hareketleri sırasında İberik Yarımadası’na sokmuşlar. 13. asırda Batı’da Viyel, Viyella, Santur gibi sazlar arasında rekabet devam ederken birden bire Lâvta’ya ehemmiyet verilmiş, bu narin yapılı, şirin ve lirik sesli saz, muganniler için yegâne refakat sazı olarak kıymet taşımaya başlamıştır. Hususiyle 15. asırda her musiki meclisinde Lâvta vardı. Her asilzade evinde Lâvta çalan biri vardı. Bugün Batı’da piyano ne ise dün de Lâvta o idi. Koral müziğin hakim olduğu bu asırlarda, ilk çalgı virtüozluğu Lâvta ile beraber başlamıştır. Lâvta’da üslup yaratmış olan en büyük Batılı Luis Milan adındaki İspanyol’dur. Klâsik olamayan bu saza, bizde son asır içinde yer verilmiş, hususi musiki meclislerinde kibar bir çalgı olarak yer alan Lâvta yavaş yavaş fasıllara girmiş fakat Santur’dan daha evvel unutulmaya ve çalınmamaya başlanmıştır. İşte Mesut Cemil Tel‘in ayrı bir revnâk katsın diye son günlerde fasıllarda çaldığı Lâvta budur.
Zurna’ya gelince:
Farisi eserlerde Zurna’nın bir Türk çalgısı olduğu, fakat adından “sûr” ile “nay”den yapılmış bir tavsif olduğu (düğün neyi demektir) yazılıdır.
Fakat orta Asya’dan bu tarafa malûm olan bir sazın Acem’ce isimle tesmiye edilmesi akla sığar şey değildir. Şarkiyatçı Radlof meşhur eserinin birinci cildinin 334. yaprağında Zurna kelimesinin diğer Türk lehçelerindeki benzerlerini sıralar. Meselâ Karaim Türkçesinde Sarnav şarkı söylemek demektir. Sarnamak, Karaim, Çağatay gibi bir çok Türk lehçelerinde mevcut ve müşterek bir mastardır. Bu kelime, Çağatayca’da ötmek, Altayca’da türkü çağırmak manasına gelir. Zurna Ortaasya’dan beri Türklerin düğün, dernekle kullandığı bilhassa asker muzikalarında başlıca yeri işgal eden ve sonradan Avrupa’nın bütün askeri mızıkalarına giren millî bir sazdır. Araplar Zurna’yı bizden alarak (Ortaasya) Zamır ve Zurna adlarıyla iki boyda kullanmışlardır. Bugün esmer tenli bir kısım vatandaşlarımızda görülen Zurna dünkülerin bozulmuşu ve melezidir.
Torbalı’dan İstasyon Caddesi’nden gönderilen bir mektupta imzasını çıkaramadığım bir vatandaş soruyor: “Yeni gelen müzik şefinin hangi sahalarda muvaffak olduğunu ve olacağını belirtmenizi reca edebilir miyim?”
Sanki tanınmış bir millet büyüğü imiş gibi imzasını belleyeceğimi sanan bu okuruma evvelâ, yabancı bir kimseye yazdığı mektubuna lütfen açık olarak ad ve soy adını yazmasını reca edeyim. Gelelim sorusuna. Bir defa şef olarak gelen arkadaşım mevcut elemanlarla çalışacağı unutulmamalıdır, diğer taraftan, kendisi hakkında kesin söz söylemek için zaman erkendir. Şöyle birkaç olsun beklemeliyiz. O zaman gerçek kanaatlarımın bütün samimiyetle yazacağımıza emin olabilir.
Şardağ, R. (1953, Mayıs 22). İzahlı Radyo Programları ve Güfteleri / Musikimizde Zurna ve Lavta. Ege Ekspres Gazetesi, s. 4.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

