Bir okuyucumdan hoş bir mektup aldım. “Hakkımda çok acı konuştuğu için arkadaşlardan birine kafam kızdı ve ‘Birader artık eşeklik ediyorsun’ dedim,” diyor. Muhatabı buna kızmış ve “Dâva açacağım” demiş. Okuyucum soruyor: “Eşek demekle ona hakaret etmiş sayılır mıyım?”
Yazık doğrusu, yazık! Kaç kişi, kim bilir kaç defa yazdı: Şu eşek sözünü hakaret zımnında kullanmayalım diye. Nesi var bu hayvanın? Şekli şemaili bozuk. Dört ayaklı diye mi çullanıyoruz? İnsan olmuşuz, iki ayaklı olmuşuz da ne olmuş? Kaçımız geriye kalan iki elimizi bir hayır, bir sanat veya marifet uğruna kullanabiliyoruz? “Efendim, eşek eğilmiş, iki büklüm olmuştur.” Şaşarım buna. Eğilmeyecek karakterde olanlar meydana çıksın, diye bir hodri meydan desek kaç kişi etek yalamaktan vakit bulup başını kaldırabilecektir? “Ama canım,” denilecek, “Eşek bu, sırtına binilir.” Yok, sanki biz azgın küheylânız da üzerimize kimseyi bindirmeyiz. “Şey, kulakları uzundur…” hiç demesek, duyan ve dikilen kulaklar… Ya işittiklerini anlamayanlar dostlara ne buyurur? “Dişleri çirkindir,” takma değil ya! “Sesi berbattır.” Radyo değil ya! “Nereye sürersek oraya gider.” Vefasız değil ya!
Nihayet efendim, diyeceksiniz, “Aklı da var mı?” dünyada yaşadığına göre en isabetli tarafı bu galiba!
Okurum rahat olsun; “Eşek” dedi diye, her ne kadar arkadaşın dâvacı olmasından bir şey çıkmayacaksa da onun, arkadaşını tezyif için kullandığı “Eşek” sözü için, zavallı eşek tarafından bir istida ile mahkemeye müracaat etmesi de mümkün değildir.
Şardağ, R. (1953, Hazıran 3). Günübirlik/Eşek babındadır. Ege Ekspres, s. 2.
zete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

