Buldum ve kaybettim…

Onu, gölgelik bir gazinoda, bir top ağacının altında bulmuştum. Kâh sağ, kâh sol yanağı üzerine düşen açık kestane saçlarını araladığı ve derinlere uzanır gibi olan bakışlarıyla beni süzdüğü günden beri üç defa daha gördüm. Boylu olduğu için dolgunluğu hafiflemişe benzeyen vücudunda ağır başlı bir incelik, beden yapısında elle tutulacak kadar bir zerafet var. Acaba bu mu, o beyaz desenli siyah robu mu, yoksa yalnız oluşu mu beni çekip götüren? Ama düşünmenin hiç de zamanı olmadığı için, gözlerimle âdeta teneffüs etmeye çalıştığım rayiha ve inceliğine doymaya bakıyorum. İmkânlar, o taraftan esen rüzgârı bir fırtınaya döndürebilir miydi, bilmiyorum, o da, ben de uzaktan iki ayrı kıt’adan gelmiş insan gibi birbirimize karşı adamakıllı yakın değil, fakat bir tahayyül kaprisiyle alâkalı ve sempatiktik. Yürüyüp gidişinde sarışın bir güneşin dağlar ardında yayılışı gibi bir endam inhinası oluşu mu yoksa beni çeken? Ben sonradan bunu çok düşündüm. Onu gördüğümde düşünce ile hissediyor, ondan ayrıldıktan sonra hislenerek düşünüyordum. Hattâ bestelik iki mısra dokuyan hayalimin alâka nisbetine biraz da şaşıyordum. Bir hayal ki hemen makinesini kurmuş ve mırıldanmıştı:

Ah o bahçeye gün batarken gene gel, gene gel!

Şarap dudakların, hayal bakışlarınla gel!

Dün akşam gün batarken aynı bahçede onu yine gördüm. Fakat büyük Hâmid’in “Duydum ki fakat içimden öldüm” dediği gibi, gördüm ve öldüm. Bir anda onun yanı başından doğru esen soğuk bir rüzgârla âdeta dondum. O hareli uzunca ve yaygın saçlar, dibinden kesilmişti. Ondüle adı verilen bazı başlara, zerafet yerine fecaât getiren nesne ile kafa, buldok kafasına dönmüş mü size? Aman Yarabbî! Alından aşağı bıraktığı o takma ve yapıştırma saç o bir tutam kâhkül de onu fino yavrusuna çevirmemiş mi? Yutkundum bir kaç kere, bu aşağılık kafaya kendimi alıştırayım dedim.

Bu sefer alın size bir yenilik daha: O ince beyaz desenlerle süslü siyah rob yerine “al beni” der gibi kafam kadar gül ve yaprak desenlerinin süslediği bir alacalı emprimeyi de geçirmemiş mi? Bütün bunlar yetmezmiş gibi üç saatte üç defa zor tesadüf ettiğim gözleri, üç dakikada üç defa beni bulmak için fıldır fıldır dönüyor mu size?

Onu yine aynı gazinoda, aynı top ağaç altında, nasıl bulmuşsam, bir anda, böylece kaybettim.


Şardağ, R. (1953, Haziran 6). Günübirlik/Buldum ve kaybettim. Ege Ekspres, s. 2. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler… 

Yorum bırakın