Dün, şehrin ana cadde haline sokulmak üzere bulunan bir büyük sokağının kenarından geçerken, gözüm istimlâk edilmiş bir evin bakiyesi ile karşılaştı. Bir anda hüzünle durdum ve şu yıkıntının altından bir kısmını görebildiğim mozaik döşeli avlunun hâlâ sağlam kalmak ve dayanmak niyetini apaçık keşfettim.
Şu avlu, kim bilir bir sofa mı, salon mu, yemek salonu mu idi? Bu evin şimdi nevmidâne bir mukavemet gösteren taşlığından kaç çeşit kederin veya meserretin lâfı edildi? İşte merdiven basamakları… Bu basamaklardan inen ayakların getirdiği heyecan haberi, götürdüğü dargınlık. Şu sokak kapısının bir teki hâla sağlam duran tokmağı… Bütün bunlar, hangi yüksek menfaat için alınırsa alınsın, soğuk bir istimlâk kararıyla nasıl ortadan kalkabilir? “Ömrüm hatıralarıma bağlıdır.” diyen Fransız vecizecisi Jacques Chardonne haksız değildir. Evet.
İşte ben durmuş, bir türlü gidemiyorum. Bir gün bu ana caddeden rahat rahat geçip gidecek pür neş’e yolcular; bu rahatlığın ne aziz, ne mahrem hatıraların yağmaya verilmesi karşısında meydana geldiğini düşüncekler mi? Meselâ tokmağa asılan bir ihtiyar annenin, içinde bir ömrün macerası saklı bulunan evine girmek üzere duyduğu huzuru kim, kaç kişi artık düşünecektir? Kardeşlerin kavga ve muhabbetleri, komşuların sıcak nefesleriyle taşıdıkları sevimli boşboğazlıklar, baba şefkatinin gerilmiş kanatları; hepsi şu bir yığın molozdan mı ibaret? Ey istimlâk hey’etleri! Öcünü alamamış hatıralar adına, sizi protesto ederim!
Şardağ, R. (1953, Haziran 10). Günübirlik/İstimlâk. Ege Ekspres, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

