Sakalımız olmadığı için
Üzüldüğüm ve sevindiğim cihetler – Hani zayıftılar – Üç gün giyilen pabuç bile… – Hoca da hoca
Radyomuzdaki imtihanların neticeleri alınmış bulunuyor. Basın Yayın Umum Müdürlüğü’nün aldığı yerinde bir kararla imtihan açılmış olmasını daha önce övmüş ve neticenin mümkün olabilen bir adalet dairesinde elde edileceği hususunda emniyetim bulunduğunu yazmıştım.
Benden şimdi haklı olarak görüşlerimi bekleyen okurlarıma hemen bildireyim ki İzmir’de yapılan imtihanlar, Ankara’da yapılanlardan çok daha güzel bir netice ile sona ermiştir. Gözönünde olan Ankara’da, âdet olduğu üzere türlü baskılar, ricalar araya girerken, İzmir, bu satırların sahibi de dâhil olmak üzere, işin sonu alınıncaya kadar saygılı, adalete riayetkâr bir yol tutmuştur.
Her şeyden evvel, “Radyoyu terk edenler, mevcutların en zayıf sesleridir” diye neşriyat yapan gayretsiz bir gazeteyi utandıran bu neticelere göre, birinci ve ikinci derece ile imtihanı kazananların onbiri bu “zayıf” diye vasıflandırılan sesler arasındadır.
Zehra Hoşkan’ın ve Kemal Mısırlı’nın ikinci sınıfa düşmesine üzüldüğümü, Kerim’le Güzide Çelebi’nin tamamen ekarte edilmesine karşı bir tahayyür duygusu taşıdığımı itiraf etmekle beraber, kendilerini birinci sınıf sanan bazı solistlerimizin ikinci mevkide yer almalarını da hakkın bir tecellisi olarak karşılarım.
Bununla beraber şu imtihanın güzel bir sonucu da var: Radyoda ses bareminin pek aşağılarında bulunanlar, yetkili üç müzik şefi eliyle ekarte edilmiş bulunmaktadır. Kaç defa yazıp söylediğim bu mesele de nihayet halledilmiş bulunmaktadır.
İzmir Radyosu’ndaki imtihan heyetinin verdiği isabetli bir karar da nadyomuz solistleri için iki veya hiç olmazsa bir hocanın zaruretidir. İzmir’imizin kendi kendini yetiştiren muhterem Kasabalı’sı ve Neyzen Ahmed’inin bu üslûp hocalığı için kifayetsiz olduğunu, Ankara’dan gelen müzik şefinin de bütün meziyetlerine mukabil bu selâhiyet ve ihtisasa sahip olmadığını mükerrer bu sütunlarda yazdığımı, aziz okuyucularım iyi hatırlayacaklardır. Hattâ nadyomuzun müzik şefinin yapabileceği ve yapamayacağı işler hakkında yazdığım bu yazı dolayısıyla bir kahpe karakterli, namus yoksulundan tehdit telefonu aldığımı, ağzının payını da verdiğimi yine okuyucularım unutmamışlardır. Sade bıyıkla gezip sakal bırakmadığımız için sözümüz ve yazımıza iltifat etmeyen, hele Cüneyt’ten daha çok Cüneytçi olan dalkavuk mikabının heyetçe fikrimi tasdik eder mahiyette verilen bu karar karşısında ne hâle düşeceğini tahmin edersiniz.
Radyomuzun birinci ve ikinci sınıf solistlik imtihanlarını kazanan okuyucu ve sanatkârlarımız hakkında yarından itibaren sizlere sütunlarımızda tanıtıcı mahiyette bilgiler vermeye çalışacağız.
Not:
Öğrendiğimize göre bir solist, imtihanda Cevdet Çağla’ya ait bir şarkıyı okurken, bizzat Çağla güfteyi tashih etmiş:
“Pâre pâre oldu dil, aşk-ı muhabbet kalmadı” demiş.
Bizim solist, hattâ üç radyodaki bir takım solistler “aşkta mahabbet kalmadı” diye yanlış okuyorlardı. Ama bir nokta: Sayın Çağla’yı da biz düzeltelim ve çocuklarımızı ikaz edelim.
“Aşk-ı mahabbet”, mahabbet aşkı demektir ki “maksad”la alâkası yoktur. Doğrusu, aşk u mahabbet’tir. “Aşk ve mahabbet” demektir; düzeltiriz.
Şardağ, R. (1953, Haziran 26). İmtihandan sonra. Ege Ekspres Gazetesi, s. 4.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

