Su

Bergama ve Manisa’nın bazı köylerini yine sular istilâ etmiş. Uzun yıllardan beri devam eden bir talihsizliktir bu! Tepeden tırnağa bir ziraat memleketi, bir tabiat şehri halinde donanabilecek olan bu topraklarda tabiatın kahır ve cilvelerinin biri bir para! Hele su gibi her bakım­dan aziz olası bir saadet kaynağının bizi sık sık felâketin kucağına bırakıvermesindeki tezata, ziyadesiyle yanarım. Su lâzımdır; çünkü Edirne Ovası’ndan Pasinler’e kadar buğday ekecek olan köylülerimizin ceplerine bere­ket, köy çocuklarının sıtma sarısı yüzlerine kan gelecektir. Su lâzımdır; zira Bursa’dan, Malatya’ya kadar uza­nan zümrüt yeşili şehirlerimizde meyve ağaçlarımız yükselmeli, bize güneşi haram edecek bir gürlüğe ulaşmalı. Bize su lâzımdır; köy meskenlerinin yegâne mes­neti olan kavak ağaçları yetişsin, bu çerçöpten evlerde eğreti oturan Türkiye’nin asıl sahipleri sağlam ve mustakil evlere kavuşsun. Arıktan vazgeçtik, nehirlerimiz kanalsızdır. Kanaldan vaz geçtik, evlerimiz bir sel do­kunuşu ile yere serilecek durumdadır. İmandan geldi­ğini bildiği temizlik için, suyu bu kadar faydalı, hattâ kutsal tanıyan bir milletin köy çocukları, «Su» sözünü duyunca geçmiş devirlerin mülteziminden korkar gibi yürek çarpıntısına uğruyorlar.

Hükümetin sür’atle giriştiği baraj yapma, kanal açma faaliyeti daha da artmalı, bekamızın temeli saydığımız köylerimiz, sulardan gelen felâketler yerine, saadetlere kavuşmalıdır. Topraklarımız vefasız ve âvâre nehirler yüzünden suya bu kadar susamışken, onun zarar ve felâketlerimize susamakta oluşu acı değil mi?


Şardağ, R. (1953, Temmuz 3). Günübirlik/Su. Ege Ekspres, s. 2.   


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler… 

Yorum bırakın